10/10
·185 syf.··
Beğendi
·
2026 48. kitabı
"İşte şehrin ucundan ortasına doğru her gün bir koşu tutturanlar; rızkının peşine düşenler bunlar. Kimi bir atölyede aman beni işten atmasınlar diye ter dökerken, bakıyorsun atölye hepten kapanmış. Kimi gündelikçi üç gün çalışır, beş gün boş gezer. Kimi kağıt toplar, kimi tezgah açar. Çoğunun yolu Rüzgarlı Pazar'dan geçer. Rüzgarlı Pazar onları besler, büyütür, umutlarını yeşertir. Bir masal bahçesi gibi kucak açar. Ulan şurada bir köşeye ben de bir tezgah atsam diye hangisi düşünmemiştir ki. Tezgahlar açılır kapanır, hikayeler masala dönüşür, rüzgarlar eser, çocuklar doğar, eceli gelen ölür." #mustafakutlu kaleminden hayat güzeldir, menekşeli mektuplar okumuş sevmiştim. #rüzgarlıpazar da ağızda ayrı tat bıraktı. Bu eserinde yazar bizleri pazar sakinlerinin hayatına tanık ediyor. Rüzgarlı Pazar'da tezgah açan birbirine sevdalı gözleri görmeyen iki genç, babası verem, gündeliğe giden annesi küçük kız kardeşleriyle hayata tutunmaya çalışan onlu yaşlarda erkek çocuk Duran, gençlere kol kanat geren atkı bere satan teyze Şapkacı Bacı, doktor lakabıyla ünlü yardımsever düşünür, zorda kalanların kurtarıcısı Battal abi, çaycı, çiçekçi ve diğerleri...Her hane içinde acı, zorluk, yoksulluk, umut, dostluk, sevgi barındırıyor. Hiç sıkmadan akıp giden sayfalar sizleri düşünmeye sevk edecek, tavsiye ederim. Reklam değil. "Yoksullar bak inanmazsınız paradan korkar. Korkak çünkü para adamı azdırır. İçin temiz olacak. Bu dünyanın ötesi de var." ~ "Hayatı şartlarla ölçmek, kıyaslarla değerlendirmek, başkalarının yaşantısına bakarak-özenerek kabul etmek, öyle olmaya çalışmak ne kadar beyhude."
Rüzgarlı PazarMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 20114,377 okunma
7/10
·384 syf.·
2026 19. kitabı
Cumhuriyetin -canım cumhuriyet- ilk yıllarında İstanbul sokaklarında geziyoruz Küçük Yalanlar Kitabı'nda (kitabın benim için en güzel yanı bu oldu sanırım), mesela: "Karaköy'den Bebek tramvayına bindim. Dolmabahçeden geçtiğimizde hava o kadar kararmıştı ki sanki gece olmuştu. İnşallah fırtına çıkmaz da sağ salim karşıya geçerim diye düşündüm. Arnavutköy'de tramvaydan inip bulduğum ilk boş kayığa atladım." ya da mesela: "Kendimi dışarı bir atabilsem nasıl da ferahlardım. Taksim Bahçesi'nin içinden yürürken ciğerlerimi serin hava ile doldururdum. Tramvaya binmeden evvel iki tane simit alırdım. Eve döner dönmez çay demler, radyoyu açardım. Mecmualarımı kucağıma alır kanepeye kıvrılırdım." Uzun süredir tanışmak istiyorum Hikmet Hükümenoğlu ile ve bu kapak tasarımının muazzamlığını görünce Küçük Yalanlar Kitabı ile tanımış olduk, kendisinin ikinci kitabı. Dilindeki akıcılığı, elimden bırakmadan okumaya devam ettirme hissini ve pek tabi İstanbul ve doğa-mekan tasvirlerini çok sevdim ve fakar birtakım itirazlarım da mevcut. Faruk, Rezan ve Tevfik'in anlatımıyla ilerliyor anlatım, her bir anlatıcı için başlık var, bu yüzden karışıklığa sebep olmuyor ve bence isim yazmayı tercih etmemiş olsaydı da öyle güzel şekilde ayırmış ki her bir anlatıcının dilini Hikmet bey hangi anlatıcının kısmını okuduğumuzu biliyoruz. Dokuz bölümden oluşan kitapta anlatıcıların hayatlarına konuk oluyoruz. "Bu üç kişi kim?, Neden bu üç karakteri dinliyoruz?, Olaylar nerede birbirine bağlanacak?" diye ilerlerken kim kimdir öğreniyoruz; kurgu ilerlerken ve anlatıcıları dinlemeye devam ederken kimin kim olduğunu öğrenme anlarını epey iyi buldum -okurken öğrenilmesi gerektiğini daha doğru bulduğum için bu kısımları anlatmamam gerek. Faruk'un işi gereği İstanbul'u gezdireceği Nicolas Delvin'lebirlikte
Küçük Yalanlar KitabıHikmet Hükümenoğlu · İthaki Yayınları · 202691 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Huzurum kalmadı, fani dünyada... :)
9/10
·376 syf.·
2026 12. kitabı
Murat Menteş 'in diliyle tanıştığım ilk kitabı oldu Tanpınar'a Huzur Yok. Dili alaycı, ironik, cümleleri aşırı karikatürize olsa da, ciddiyetsiz değil. Asıl anlatmak istediğini absürt bir mizahın altına saklamak ve bunu okuyucuya ulaştırabilmek, dram yaratarak kalemini kullanan bir yazardan daha zor diye düşünüyorum. En azından karışık kurgunun altında yüzeysel ve derin katman olarak zihninsel işaretlemeyi başarabilen bir romandı benim için. Yüzeysel kurgusu; İsmi gibi Tanpınar'ın huzursuzluğu üzerine kurulu. Tanpınar olaylar geçtiği tarihte 50 yaşında ve muhtemelen 1960'lı dönemin koşulları üzerine kurulmuş bir roman. Eski bir milletvekili cinayeti ile başlayan, içerisine Tanpınar'ın isminin de dahil olduğu cinayetler ve bu cinayetlerin gizemlerini çözmek üzerine şekillenmiş bir kurgu.Baş karakterleri Ahmet Hamdi Tanpınar ve Bahtiyar Kont üzerinden yürüse de icerisi şampiyonlar ligi gibi diyebilirim. Şöyle ki; Orhan Veli Kanık ve Orhan Kemal'le bir çaycı da sohbet edip, başka bir gün adalet cimcoz ile parti verebilirsin. Bedri Ruhselman ile ruh çağırıp ölüm-hayat-ruh üzerine sohbet edebilirsin. Müsfik latif şair polis olur, Oğuz Latif Alplaçin avukat. Dante Gabrial rosetti Elizabeth'in aşkını masaya yatırır, Hasan Ali Yücel'le dertleşirken bulursun belki kendini. Hatta Ferdi Tayfur'dan felsefi bir mektup bile alman mümkün, her seye hazırlıklı ol. Müfettiş Fatin Fantom ise Rus hayranı esas oğlanımız. Aşk, entrika, Cinayet, Rus ajanı. Ha birde tutkulu, yıkıcı, karizmatik Rus kadını Nastasya Filippovna karşısında, Türk kadını Neriman Mermi... Türk-Rus rekabetini aşkta bile konuşturan bir Murat Menteş. Biz diyor Ruslarla savaşarak tanıştık zaten. Gerçek kişiler ve kurmaca atmosferi okumak son derece keyifli bir okuma deneyimi oldu benim için. Ve tabii ki
Alıntı
Tanpınar'a Huzur YokMurat Menteş · Everest Yayınları · 2026765 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2026 6. kitabı
Kitabımız 2025 Haldun Taner öykü ödülü almış içerisinde 13 öykü var. Kitaba başladığımda ilk hissettiğim şey, hayatın gizli seslerini duyma arzusu oldu tıpkı bir zürafanın yükseklerden dünyaya bakar gibi… Zürafanın Bildiği, sadece hayvan hikâyeleri değil insanların kendi kafeslerini nasıl inşa ettiğini, dönüp başkalarına bakmadan önce kendine nasıl baktığını gösteren bir ayna gibi geldi bana. Bir öyküde, gökdelenin 25. katındaki çay ocağında mesaisi bitmeyen bir çaycı İsmet var. Her gün aynı manzaraya baktığı halde aslında ne gördüğünü fark etmiyor. Oysa bazen en yüksekten bakmakla görmek arasında fark var tıpkı zürafanın görme biçimi gibi… Bir metronun karanlık koridorunda yalnız başına kalan biri… Tıpkı bir yolcunun kalabalığın içinde hâlâ yalnız gibi hissetmesi gibi, bu karakter de hayatın koşuşturmacasında kendine ait bir sessizlik arıyor. Sen ormanı hiç görmedin ki; sen hep buradaydın. Bu satır bana şunu söyledi, Bazen kendi dünyamızın sınırlarından çıkmadan, hayatı tam anlamıyla göremiyoruz. Kitapta zürafa gibi sessizce gözlemleyen ama içine baktıkça gökyüzü kadar derin olan karakterler var. Bu yüzden kitap bana sadece bir öykü kitabı gibi gelmedi hayatın kenarında duranların, göremediğimiz köşelerde saklanan duyguların ve söylenmeyen sözlerin iç sesi gibi…
1000Kitap
Zürafanın BildiğiGamze Güller · Everest Yayınları · 202490 okunma
10/10
·88 syf.··
2026 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2026 17:34
Kişinin kendi içindeki çatışmalar yeri geldiği zaman merhamete yeri geldiği zaman nefrete dönüşür. Merhaba arkadaşlar bugün size @tbsydm 'ın hiçlik yada her sey kitabını yorumlamak için geldim.. kitabımız felsefi bir kitap Ama tabii Bizim de ders çıkaracağımız konular var.. Onun için karakterimizin ismi yok zaten ..bazı kısa kitaplar derin ifadeler bırakır gercktn Kitap bir şirkette çalışan bayan kahramanımız ile başlıyor havanın soğuk olmasına karşın tek çorabını bulamadığından dolayı tek çorapsız ayakkabı giyip işe giden bir bayan metro bomboş olsa bile ayakta gitmeyi tercih eden bayan çünkü o koltukta Hakkı olmadığını gören bir bayan. Bayan kahramanımızın iş yerinde zilli Türkan adında bir kadın vardır kahramanımızın yanına gelir ve elindeki poğaçayı genç kadının ağzına sokar kahramanımız poğaçadaki margarin kokusundan midesi bulanır sanki makine tadı gelir ve lavaboya gidip ne varsa çıkarır. O sırada lab tuvalete çaycı Şakir girer ve zilli Türkan kadının hamile olduğunu iş yerindeki departmanların hepsine yaymaya başlar çaycı Şakir ortada olmayan çocuğun babası olduğu yalanını atar Bayan kahramanımızın hayatındaki erkeklere Adem bir Adem 2 ve Adem Üçler arada ademlerle konuşur Ama en çok Adem'in ki kafasında yer etmiştir bu ademleri iş yerinde düşünüp bir şeyler mırıldanırken oradakiler de görür.. Kahramanımız anne ve babası tarafından terk edilmiştir ona can yoldaşı olmak için hector adında bir kedi alır.. bir gün akşam eve geldiğinde kedinin evde olmadığını görür camlar bile kapalı olduğu halde hektorun nasıl kaçtığını düşünür bir yere saklanıp çıkıp geleceğini düşünür.. Ve ağlamaya başlar kendini sokaklara atar. Kedisinin gitmekte haklı olduğunu ve kedisinin kusuru olmadığını ve bu suçları kasten işlememiş olduğunu düşünür. Sokaktaki derken bir ilan
Hiçlik ya da Her ŞeyTuğba Saydam · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 2024349 okunma
"Yaşamak Görevdir Bu Yangın Yerinde"
9/10
·208 syf.··
2026 1. kitabı
“Teyzesini öldürüp cesedini kolonyayla ateşe verdi.” “İstanbul Adliyesinde erkek savcı, kadın hakimi odasında silahla yaraladı, kadın hakimi hükümlü çaycı kurtardı.” “17 yaşındaki çocuk 15 yaşındaki başka bir çocuk tarafından bıçaklanarak öldürüldü.” Bu manşetlerin üzerinden henüz bir hafta bile geçmedi. Kendisi de hali hazırda gazeteci olan Mariana Enriquez’in kitabını bitirdiğimde, memleketimizdeki medyada gündem olan manşetlerden sadece birkaçı. Hedefi on ikiden vuran on iki öykü yazmış Enriquez. Öykülerin başrolünde kadınlar ve çocuklar var. Öykülerin Latin Amerika’ya özgü büyülü gerçekliği, tekinsizliği, korku ve gerilimi çok güzeldi. Ekonomik krizin içerisinde bulunan ülkemiz, ekonomik analizler yapılırken sıklıkla Arjantin ile kıyaslanır. Her bir öyküde geçen hikayeler ve ortam, Arjantin ile ülkemiz arasındaki kıyasın sadece ekonomiyi değil suçu, toplumsal hayatı, yoksulluğu ve şiddeti de kapsayabileceğini gösterdi bana. Her bir öyküsü benim bebişim gibi oldu. : ) Şapka çıkarıyorum yazara. Eee bizim de şu soruyu sorma hakkımız yok mu? “Ülkemizin gazetecilerinin kaleminden de bu tarz kitaplar okumaya hakkımız yok mu bizim?” Sözlerime Ataol Behramoğlu’nun şiiriyle son veriyorum: Bu Yangın Yerinde Yaşamak bu yangın yerinde Her gün yeniden ölerek Zalimin elinde tutsak Cahile kurban olarak Yalanla kirli havada Güçlükle soluk alarak
Edebiyat & Roman
Yangında KaybettiklerimizMariana Enriquez · Domingo Yayınevi · 2024417 okunma