Günah mı cız mı? Saz mı caz mı?
8/10
·286 syf.··
2026 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 16:49
Günahın Üç Rengi aslında ilk bakışta "birkaç insanın hikâyesi" gibi görünse de, kitabın alt metninde çok daha farklı bir şey var: İnsanların yaptıkları şeylerden çok, neden yaptıklarını anlatıyor. Kitaptaki "günah" kavramı da ilginç. Çünkü anlatılan şeyler çoğu zaman klasik anlamda günah değil; daha çok insanların yaraları, korkuları ve geçmişten taşıdıkları yükler. Kitabı okurken fark ettiğim ilk şey şu olmuştu: Budayıcıoğlu, "günah" kavramını ahlaki bir yargı olarak değil, insanın kendi karanlığıyla kurduğu ilişki olarak ele alıyor. Karakterler hata yapıyorlar, yanlış seçimlerde bulunuyorlar, bazen hem kendilerine hem başkalarına zarar veriyorlar. Fakat yazarın bakışı şu soruda düğümleniyor: "Bu insan neden böyle oldu?" Aslında kitabın en sarsıcı yanı da burada. Çünkü insanın kötülüğünün çoğu zaman kötülükten değil, yaralanmışlığından doğduğunu gösteriyor. Çocuklukta ihmal edilmiş bir sevgi, yıllarca bastırılmış bir korku ya da görülmemiş bir acı; yıllar sonra bambaşka biçimlerde ortaya çıkabiliyor. İnsan bazen kaderini değil, çocukluğunu yaşıyor hissine kapılıyor.Toparlayacak olursak budayıcıoğlu hanımefendi diyor ki; bazı insanlar kötü değildir. Sadece yaraları, karakterlerinden daha yüksek sesle konuşuyordur.
Hayata Dair
Günahın Üç RengiGülseren Budayıcıoğlu · Remzi Kitabevi · 201916,5bin okunma
•PİNBALL 1973•
7/10
·144 syf.··
2026 178. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 00:02
• KONUSU:Haruki Murakami’nin bu melankolik erken dönem romanı, 1970'lerin Tokyo'sunda geçmişin ve kayıpların gölgesinde yaşayan adsız bir anlatıcı ile dostu "Fare"nin, gençliğin masumiyetini ve takıntılı anılarını üç kollu eski bir langırt (*pinball*) makinesinin izini sürerek aradığı, caz tınılarıyla örülü gerçeküstü ve buruk bir yalnızlık hikayesidir. Haruki Murakami YORUMUM: 3 veya 4 kitaplık bir serinin, 2. kitabı. Yinede, kitapları bağımsız olarak da okumak mümkünmuş, ancak karakterlerin gelişimini ve hikayenin melankolik atmosferini tam yakalamak için sırayla okunması tavsiye edilirmiş. Ben seri olmadığını bilerekten bunu okudum. Zaten ince olan bir seriyi, en başından okurdum, ama... Neyse. Kitaba gelicek olursak, ben tam olarak ne anlattığını çözemedim. Pek anlamadığım bir eser oldu, o yüzden kötüdür, iyidir diye yorum yapamıycam. Belkide sırasına göre okumadığım için böyle oldu :/ Kitabı 50.sayfalara doğru biraz biraz anlamaya başladım. İkizler diye denilen karakterler var mesela, onların ne olduğunu çözemedim ve geminiye gidip sorunca anladım. İşte, karakterlerin hayat hikayesini okuyoruz tarzında birşey. Kitaba adını veren şeyide sonrada görüyoruz. Gerçek hayattaki bazı şeylerin adı geçiyor, bu yönden de biraz anlayamadım. Ne diyim ki. Her kitabı anlıycaz ve sevicez diye birşey yok. Birgünü tekrar okursam eğer, bağımsız bile olsa seriye en baştan başlarım.
1000Kitap
Pinball 1973Haruki Murakami · Doğan Kitap · 20201,552 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
6/10
·744 syf.··
2026 20. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 13:20
Murakami en sevdiğim yazarlar arasında ilk üçtedir, kitapları bana hep okuma zevki de verir; sırf karakterin kendisine kahve demleyişini, makarna suyu kaynatırken hangi klasik veya caz eserini tercih edeceğini, genelde Cutty Sark ve "on the rocks" tercih edilen içkileri, sigara içilmişse Seven Stars olmasını, Beatles plaklarını ve daha nice "Murakami ögeleri"ni özleyip bile Murakami okuyasımın geldiği dönemler olur. Normalde bir yazarın eserlerinde hep ortak küme barındırması sıkıcı gelebilir -ögeler dahilinde konuşuyorum- ama bu Murakami'de böyle olmuyor benim için. Lakin bu kitapta net bir okuma zevki alamadım, tempo bazen çok yüksekken bazen de aşırı yavaşladı benim için. Niye böyle oldu bilmiyorum. Sürrealist ve büyülü gerçekçilikte yazmayı seven bir yazarımız olan Murakami bu kitabında maalesef beni çok çekemedi o dünyasına. Bu kitapta da yine diğer kitaplarında olduğu gibi ağır bir gizem havası hakim lakin ya haddinden fazla gizem mevcuttu ya da metaforları anlayabilecek kapasiteye ben sahip değildim. Baş karakterimiz Toru Okada, otuzlu yaşlarının başında işsiz bir adam. Eşi Kumiko ile "Noboru Vataya" adını verdikleri kedileri esrarengiz bir şekilde ortadan kayboluyor ve olaylar zinciri böyle başlıyor. Haddinden fazla yan karakter olduğunu düşünüyorum bu kitapta, kimi okuyucular için takibi zor kılabilir. Bir yandan da yer alsa da olur, olmasa da olur diye düşünüyorum birkaçı için. Örneğin May Kasahara neyi temsilen vardı? Düşündüğümde aklıma en yatanı "ölüm" ile ilgili düşünceleri hatırlatabilmek için var olması geliyor, motor kazası olayı ve Zemberekkuşu'nu (namıdiğer Toru Okada) kuyuya kapatarak ölüm korkusuyla yüzleştirmeye çalıştığı anları düşünerek bu kanıya varıyorum. Teğmen Mamiya neden vardı ona dair hiç fikrim yok. Sağ yanaktaki bebek yumruğuna
Zemberekkuşu'nun GüncesiHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20182,941 okunma
Puan vermedi·163 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 08:13
#harukimurakami #rüzgarınşarkısınıdinle Haruki Murakami’nin ilk göz ağrısı, yazarlık serüveninin sıfır noktası olan "Rüzgârın Şarkısını Dinle" (Hear the Wind Sing), aslında klasik anlamda başı, ortası ve sonu olan bir roman değil. Murakami bu kitabı 29 yaşındayken, işlettiği caz barın mutfak masasında, gece yarıları parça parça yazmış. İşte tam da bu yüzden kitapta o hırslı, "büyük bir başyapıt yazmalıyım" kasıntısı yok. Aksine, inanılmaz derecede samimi, telaşsız ve hafif esintili bir havası var. Kitabın kalbinde kocaman bir melankoli ve yalnızlık hissi var ama bu his seni boğmuyor. Hani yirmili yaşların başında insanın üzerine çöken, "Ben ne yapıyorum? Hayat nereye gidiyor?" dedirten o tatlı sert boşluk vardır ya; Murakami tam olarak o hissin fotoğrafını çekmiş. ​Karakterler sürekli konuşuyorlar ama aslında birbirlerinin ruhuna tam olarak dokunamıyorlar. Herkes biraz yaralı, biraz eksik. Mesela sol eli dört parmaklı kız, hayatındaki o fiziksel eksikliği ruhsal bir kabukla kapatmaya çalışıyor. Anlatıcı ise geçmişteki üç sevgilisinin (özellikle de intihar eden üçüncüsünün) gölgesini üzerinde taşıyor ama bunu bir acıtasyon malzemesi yapmıyor. Hayatın getirdiği acıları bir nevi kabulleniş var. ​"Mükemmel bir yazı diye bir şey yoktur. Tıpkı mükemmel bir umutsuzluk olmadığı gibi." ​Kitap bu ünlü cümleyle açılıyor. Murakami bize aslında şunu söylemek istiyor: Hayat mükemmel değil, duygularımızı anlatmakta kullandığımız kelimeler her zaman yetersiz kalıyor ama yine de denemeye değer. #okudumbitti
Rüzgarın Şarkısını DinleHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20257,4bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 13. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 11:52
Gianrico Carofiglio'nun Sabahın Üçü adlı eseri, ilk bakışta tıbbi bir zorunluluk gibi görünen uykusuzluk testini, baba ve oğul arasındaki mesafeleri eriten derin bir bağ kurma yolculuğuna dönüştürüyor. Epilepsi teşhisi konan lise çağındaki Antonio ve o güne kadar hayatında hep bir yabancı gibi duran babasının, Marsilya sokaklarında geçirdikleri o uykusuz 48 saat, sadece fiziksel bir uyanıklığı değil, duygusal bir uyanışı da beraberinde getiriyor. Carofiglio'nun o hayran kalınası, sade ama bir o kadar da derinlikli dili, karakterlerin iç dünyasına ve aralarındaki yıllanmış sessizliğe usulca sızmamızı sağlıyor; yürürken felsefeden matematiğe, caz müzikten hayata dair yapılan sohbetler okuyucuyu da kendi yaşam muhasebesiyle baş başa bırakıyor. Yazar, gecenin en çıplak ve savunmasız saati olan sabahın üçünü, insanların kendi maskelerinden sıyrılıp birbirlerini gerçekten tanıdığı, kırgınlıkların şefkate dönüştüğü büyülü bir eşik olarak tasvir ediyor. Akıcı kurgusunun ardında barındırdığı minik bilgelik kırıntılarıyla kalbe dokunan, bitmesin diye sayfa sayfa yavaşlayarak okumak isteyeceğiniz bu sıcacık büyüme ve kabulleniş hikayesi, bittiğinde bile zihninizde uzun süre yankılanacak çok zarif bir edebi iz bırakıyor.
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254,008 okunma
Aynı yorgunluğu paylaşmak...
8/10
·152 syf.··
2026 34. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 14:42
Bazı kitaplar bir hikâye anlatmaktan çok, sanki bize ait olmayan bir hatırayı omuzlarımıza bırakır. Sabahın Üçü tam olarak böyle bir kitaptı benim için. Marsilya’da geçen iki uykusuz gece boyunca bir baba ile oğul; sokaklarda, barlarda, eski suskunlukların içinde dolaşıyor. Başlangıçta yalnızca tıbbi bir zorunluluk gibi duran bu yolculuk, zamanla yıllardır ertelenmiş bir yüzleşmeye dönüşüyor. Gianrico Carofiglio abartılı duygulardan özellikle kaçınıyor. Büyük hesaplaşmalar ya da dramatik kırılmalar yok burada. Her şey çok sessiz, çok kontrollü ilerliyor; tıpkı gece üçte uzaktan gelen bir caz melodisi gibi. Belki de bu yüzden fazlasıyla gerçek hissettiriyor. Çünkü bazı ilişkiler büyük cümlelerle değil, aynı yorgunluğu paylaşınca, savunmalar düşünce ve nihayet birbirini gerçekten görünce değişiyor. Kısacık ama bittikten sonra bile insanın içinde uzun süre kalan, melankolik ve zarif bir roman. Kesinlikle okuyunuz efendim...
Duygu ve Düşünce
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254,008 okunma