Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimizden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
İşte o kadar. 
Hırslarımız, bencilliğimiz; kör kavga diner. Peşini kovaladığımız değersizlikler solar. Ölülerimizi anarız. İnsan bu dünyada daima tek başına olduğunu, ama hep başkaları için yaşadığını fark eder.
Yalnızlığın ilaç yerine geçeceğini hissetmiştim. Akşam tamamıyla inmişti. Şu andaki duyarlılığım besbelli iç dünyamdaki erdenlik kırıntılarına, o çok gençlik yıllarımı unutamadığıma işaret ediyordu. Herkesten başka duyumsamak, bir yazgıydı herhalde benim için.
Kur’ân’ın lafızları, öyle bir tarzda vaz edilmiştir ki, her bir kelâmın, hatta her bir kelimenin, hatta her bir harfin, hatta bazen bir sükûnun, çok yönleri bulunuyor. Her bir muhatabına ayrı ayrı bir kapıdan hissesini verir
Kur’ân’ın cazibedar özelliği mucize oluşudur. Mucizelik ise, belâgatın yüksek tabakasından doğar. Belâgat ise özellikler ve meziyetler bilhassa istiare ve mecaz üzere kurulmuştur. Kim istiare ve mecaz dürbünüyle temaşa etmezse, meziyetlerini göremez. Zira, insanların zihinlerinin ünsiyet edebilmesi için, Arap üslûplarında, ilim pınarlarını akıtan Kur’ân’ın içinde “ ilâhî tenezzüller” yani “İnsanların anlayış seviyelerine inişler” tabir olunan anlayışlara riayet etmek ve hissiyata hürmet etmek ve zihinlere uygun ve hoş gelmek söz konusudur.