Rasim Özdenören’in kent ilişkileri adlı bu kitabı çeşitli denemelerden oluşmaktadır. 48 tane denemenin oluşturduğu bu kitap yazarın kentle ilgili görüşlerini samimi bir dille anlattığı ve kanıtlamak için özel bir çabaya girmediği edebi metinlerden oluşmaktadır. Yazar kitabın ön sözünde bu kitabı yazma amacının hiçbir zaman sosyolojik ve ekonomik bir değerlendirmenin sonuçlarını sunmak olmadığını söylemiştir. Kitapta Özdenören’in sahip olduğu muhafazakâr düşüncenin izleri de mevcuttur. İş için gittiği Amerika ve Türkiye’de gözlemleme imkânı olduğu şehirleri Doğu-Batı kıyaslaması ile okuyucuya sunmuştur. Yazarın edebi kimliği dolayısıyla kente çoklu bir bakış açısıyla bakmamıza olanak sağlamıştır. Ayrıca yazar kenti uygarlık olarak ele almış ve insanların temel yönelimi olduğunu belirtmiştir. Yani insan nereye gitse orada bir kent kuracağı fikrini benimsemiştir. Bu cümleden de anlaşılacağı üzere yazar yaygın olan kır-kent ayrımında kırı değil kenti daha çok benimsemiş ve sevmiştir. Ona göre uygarlığın yozlaşması uygarlığı reddetmeyi gerektirmez ya da kıra yani doğaya dönmeyi.
Yazar denemelerinde belli olgulara da özellikle değinmiştir. Mesela pencere olgusuna, yolcu ve yolculuk olgusuna, mabet olgusuna, ölüm olgusuna, kentlerin bir kokusu olduğuna değinmiştir. Ayrıca yazılarında dünya edebiyatından bazı kitaplara ve karakterlere de yer vermiş ve bunları kentle ilişkilendirmiştir. Konusunun merkezinde her zaman kent vardır. Kentin insanlar üzerinde nasıl bir etkisi olduğuna, kentin insana sağladığı yarar kadar verdiği zararlara, yapaylaşan ilişkilere, karşılaştırmalı bir tarih mukayesesiyle eski ve yeni kent yorumlarına yer vermiş ve ışık tutmuştur. Ayrıca yazara göre kenti kent yapanın binalar olduğu fikri çok açıktır. Kent yani şehir sanki nefes alıp veren kanlı canlı