Kişiyi yaşatan bilgidir.
En ’somut’; bedeni üzerinde yapılmış bir işlem
konusunda bile, kişiyi en temelde ilgilendiren,
‘gerçek ‘te olup-bitenin ‘kendi’nin ne olduğu değil,
neyin olup-bittiğini kendisinin öğrenmesi, bilmesidir.
Kişi, bildikçe yaşar.
Çünkü gerçekten de böyle değil midir yaşam—
bir tümce gibi: Başlar, inişli-çıkışlı(bazen düz,bazen kıvrımlı, bazen dönüşlü) bir yol kateder, 
ve bir noktayla sona erer.
Kişinin kendini yaşam içinde çizmeğe çalıştığı yol, hep,
öteki kişilerin kendilerini çizmeğe çalıştıkları yolların
İçinden geçer — onlara kimi zaman uyararak,
Kimi zaman da onları keserek, çelerek…
Pek, ender, kişi kendi yolunu yalnız çizer
—ve yürür; yine, yalnız…
Uğruna ölmeye değer bir zevk içindeyim. Seninle konuşurken tatlı bir yorgunluk. Ama beklemek de var. Beklemek gelecek hakkında açgözlü olmak demek. Bir gün beni sevdiğini söylemiştin. İnanmış gibi yaptım ve yaşadım, bir günden diğerine, coşkulu bir aşkta. Ama özlemle hatırlamak tekrar veda etmek gibi.
Yaşam Suyu
Kişi, ‘insan ‘ olarak ortaya çıktığında, işlenmemiş bir
malzeme gibidir — hamdır: Zaman geçtikçe, yaşam akıp geçtikçe,
kişinin yaşadıkları, o ‘insan’ malzemesini işler —
yapıp ettikleri, ilerideki eylemlerini belirler, vb.
Hatta, göz kırpış biçimi gözlerinin; suratını asış biçimi
alnının çizgilerine biçim verir. — — Ve, herhalde,
o ‘insan’ işlene işlene, tam o kişi haline gelecek
duruma ulaşınca, o insan ölür, o kişi de yok olur…