Devam ediyor: Yirmi yaşlarının başındaki insanlar böyle mi olmalı? Sevişmek için, ilkin nikâh imzası mı atılmalı? Ya da yalnız kalıp, yıllar yılı erkek-kadın özlemiyle kendi kendilerine mi boşalmalılar? Erkekler, kadın resimlerine mi bakıp heyecanlanmalılar? İlla kadını genelevde mi tanımalılar? Karı-kocalar birbirlerinin gövdelerine "mal" gözüyle mi bakmalı? İnsanın doğal yapısı bu davranışların tümüne aykırı. Bizim insanlarımızın insan sevmesi, insan okşaması çocukluktan engelleniyor. Saptırılıyor. Çarpılıyor.
Hemen arkasından devam ediyor: Yaşam yalnızca sokaklarda. Bir canlılık var sokaklarda. Güzel olan, gerçek olan, kentin insanları, kalabalık, dış dünya. Dış dünyanın insanın kulaklarına varan uğultusu. Diğer ülkeleri aşan, batıda bir okyanusa, doğuda bir başka okyanusa varan uğultu.
"Herkes kadar mutlu olmak" böyle bir şeyin varlığına inanmıyorum. Herkes dediğimiz kimdir? Ve mutlaka bir başkası için de biz, "herkes" olmaktan öteye gidemeyen milyar insandan bir başkasıyız.
Edward Ferrars “herkes kadar mutlu olmak” diyerek gözü fazlasında olmayan, sahip olduğu belirli kişiler ve olanaklardan mutluluk duyan insanlardan bahsettiğine inanıyorum. Bu bölümde şöhret sahibi olmak üzerine aldığı bir soru ve devamında hırslı olmadığının söylenmesiyle böyle bir cevap veriyor ve hatta devamında şöyle bir cümle var: “Büyüklük beni mutlu etmez.” Tabii ki de “herkes kadar mutlu olmak” meselesi tartışılabilir. Bir kişinin “herkes” olarak bahsettiği kişiler sadece görebildikleriyle sınırlıdır, bu nedenle yapılan kıyaslar ufak çaplıdır.
“Şu dünyada sonum geldi, artık öldüm ben.
Şimdi gagalayıp duracaklar merakla
o küçük çenebaz kargalar, insan denen.
Çıkar bir cesur yürek, gerçeği haykırır:
Bil ki burada acımasız kötülüğün
yok ettiği büyük bir ruh yatmaktadır.
Geldi taze ve hoş günlerinden gençliğin,
bu kötü vakte kılıçlarla, ezgilerle.
Dilinde kalbinden gelen özgürlük sözü.
En sonunda o yara ona diz çöktürdü,
uzatıp yatırdı gördüğünüz mezara,
koca bir ‘Başarısız’ damgası, alnında.”
De Mortuis Nil Nisi Bonum (Ölüler Hakkında Sakın Kötü Konuşma), Richard Realf // (ilk kıta)
Richard Realf, İngiliz köle karşıtı isyancı, şair, gazeteci. Amerika’ya göç ettikten sonra Kansas’ta köleciliğe karşı eylemlere katılır, gazetecilik yapar. Köleliğin kaldırılması için silahlı devrimin gerektiğini düşünen John Brown’la tanıştıktan sonra onun kurduğu geçici hükümette dışişleri bakanı olur. John Brown, Kansas’ta başlattığı silahlı ayaklanma sonrası yakalanıp asılır. Realf bu sırada görev sebebiyle başka bir eyalettedir. Ayaklanmanın etkisiyle çıkan iç savaşta gönüllü birliğine yazılıp 1866’da terhis olur.(...) Realf, son parasıyla zehir alır ve tuttuğu otel odasında zehri içer, bir şiir yazıp hayata gözlerini yumar. Hayatı boyunca yazdığı şiirler arkadaşı Albay Hinton tarafından toplanıp kitap haline getirilir. Albay Hinton’a göre Realf’in en son ve en güzel eseri Ölüler Hakkında Sakın Kötü Konuşma’dır.