Kısacık bir hikaye de kaç farklı duyguyu aynı anda hissedebilirsin? Çok ilginç bir akışı vardı o kadar içine çekti ki sanki 500 sayfalık bir roman bitirdim herkese tavsiye ederim
Merhaba kitapseverlerrrr
Sonunda cehennem makineleri serisini bitirmiş bulunmaktayım. Son kitap benim için hayal kırıklığı oldu diyebilirim gereksiz yere uzatılmış bir kitaptı bence artık bitsin diye son kısımlarına göz gezdirdim diyebilirim ama genel olarak baktığımızda serimizi sevdim.
Bu kitabımızda, karakterlerimizin Mortmain ve onun otomatları ile olan mücadeleyi, Seçimlerin , kayıpların, aşkın yaşandığı bir kitap okuyoruz.
Will ve Tessa' aşkı maalesef beni etkilemedi. 2 kitaptır onların aşkını okumak istiyordum ama okumak istediğim aşkın böyle olmamasını isterdim. Jem, Gideon, Gabriel , Charlotte, Henry , Cecily hepsini okumak güzeldi. Bu kitabımızda yazarımız hepsinin hayatına değinmişti beğendiğim kısımlardan birisi bu oldu.
Magnus ise en sevdiğim karakterlerden birisi oldu ki zaten onu kemikler şehri kitabından biliyordum ve bu kitabımızda daha çok sevdim.
Okumak isteyen ve okuyacak olan herkese keyifli okumalar diliyorum.
şu peri masallarını falan . hani o kanatlı, arkasından simler saçarak dolaşan tatlış periler var ya? işte Holly Black o perileri almış ve içlerine tam birer canavar yerleştirmiş. Elfhame dediğimiz yer, tamamen kibir, acımasızlık ve güç savaşı üzerine kurulu. buradaki periler (Hava Halkı), insanları o kadar aşağılık görüyor ki, sırf eğlenmek için zihinlerini bulandırıp ölene kadar dans ettirebiliyorlar.
yalan söyleyememe meselesi: bu varlıkların biyolojik olarak yalan söyleme yetenekleri yok. bak burası çok önemli. insan ilk duyduğunda "ne güzel, herkes dürüst" diyor. adamlar yalan söylemeden seni öyle bir manipüle ediyor, kelimeleri öyle bir evirip çeviriyor kii, günün sonunda kendi rızanla uçurumdan atlamış buluyorsun kendini. tam bir psikolojik savaş yöntemi.
Jude’un neden bir tehlike olduğu: işte Jude tam bu noktada devreye giriyor. Jude bir insan. yani perilerin gözünde zayıf, ezik, kırılgan ve ölümlü bir çöp. ama Jude’un onlarda olmayan bir gücü var: yalan söyleyebilmek. periler dünyasında bu o kadar büyük ve öngörülemez bir hile ki, Jude bu yeteneği sayesinde o koskoca saray entrikalarının arasında hayatta kalıyor,herkesi parmağında oynatıyor.
OLAY ÖRGÜSÜ
1. Zalim Prens : ezilen kızın intikamı
her şey Jude henüz çok küçükken başlıyor. öz annesiyle babası, gözlerinin önünde acımasızca katlediliyor. katil kim ? annesinin eski peri eşi olan general Madoc. Madoc nefret edilecek bir adam ama garip bir şekilde Jude ve ikiz kardeşi Taryn’i alıp Elfhame’e getiriyor, onlara kendi soyadını veriyor ve bir peri gibi büyüteceğine söz veriyor.
saray okuluna başladıklarında Jude için cehennem hayatı başlıyor. kralın en küçük, en şımarık, sürekli sarhoş gezen oğlu Prens Cardan ve arkadaş grubu Jude’a kafayı takıyor. kızı nehre atmaya çalışıyorlar, zehirli peri meyveleri yedirip
Bütün Maggie O’Farrell kitapları gibi oldukça sürükleyici bir kitaptı. Kitabın geçtiği koşullara daha yakın hissetmek için sıcak hava dalgası olan bir haftasonunu beklemiştim, fakat olaylar pek de kitaba adını veren olguyla ilgili olarak gelişmiyor. Kitabın ana olay örgüsü oldukça bilinir - aile üyelerinden birisinin başına bir olay gelir ve bütün aile üyeleri toplanarak tortulanan sorunlarını gün yüzüne çıkarırlar.
Karakterlerin anlatılışlarını ve hikayelerini çok sevdim, hepsi birbirinden farklı fakat hepsinde empati kurulabilecek öğeler var, ilişki problemlerinde iki tarafın da kendince haklı olduğu, her şeyin siyah ve beyaz olmadığını gösterme açısından çok başarılıydı. Olay örgüsünde soruların hepsinin çözümlenmemiş olmasına ek olarak Aolfie ve Gretta karakterlerinin gözünden anlatılan bölümleri çok beğenmedim, bence yazar disleksik birisinin deneyimine yeterince empati kuramamış, ayrıca Gretta gibi konuşması çok dağınık olan bir karakterin düşüncelerinin de daha dağınık ve bilinç akışı şeklinde ilerlemesini beklerdim.
Yine de elimden bırakmadan iki günde bitirdiğim bir eser oldu, Maggie O’Farrell favori yazarlarımdan.
Dört kitaplık serinin önsözü niteliği taşıyan bir kitap da diyebiliriz. Yazarın kendisiyle yaptığı iç çatışmaları Tanrı ile sohbet ediyormuş gibi yansıtması ve tanrı ile insan arasında nasıl bir ilişki olduğunu görüyoruz kitap boyunca. Okurken sorgulanması gereken ne kadar fazla olgunun olduğunu da görmekteyiz.
Tanrı ya da yaratıcının kuranda belirttiği “Onu düzenleyip içine ruhumda üfledim” ayetine dolaylı olarak bir çok kereler vurguda bulunuyor. Beni başka yerde arama, ben sendeyim , sen de bendesin. Hallacı Mansur’un canıyla ödediği Enel Hak düşüncesi kitapta kendini sıklıkla gösteriyor. Kitap boyunca bireyin ben merkezci bir kişilik taşıması gerektiğine vurgu yapıyor. Önce kendini kurtaracaksın, kendisini kurtaran insan tüm dünyayı kurtarır. İnsanların başına gelen her şeyden kişinin kendisi sorumludur.
Neyi düşünüp, neyi çağırırsan başına gelecek olan yine o olacaktır, vurgusuyla Tanrı bütün sorumluluğu insanın üzerine yıkmaktadır. Cennet, cehennem, siyaset, ekonomi, cinsellik ve başka konular ile ilgili yorumlarla karşılaşmaktayız kitap boyunca. Kitabın sonun da serinin diğer kitaplarının içeriğiyle ilgili bilgilere veriyor.
Dan Brown, Robert Langdon’ı bu kez Dante’nin İlahi Komedya’sından ilham alan, Floransa sokaklarında başlayıp İstanbul’un dehlizlerine uzanan küresel bir krizin ortasına bırakıyor. Nüfus patlaması ve insanlığın geleceği gibi dehşet verici bir tezi merkezine alan roman, sanat tarihiyle örülü labirentleri ve ters köşeleriyle soluk soluğa bir yarış sunuyor.
CehennemDan Brown · Altın Kitaplar · 201329,8bin okunma