ein volk ein rich

ein volk ein rich
@cehlibeyt
《|◇|》 ●
Buna çox gülmüşəm :D
Bir gün Talat Ağabey, Kemal Atakay, Erhan aynı evdeyiz. Harbiden Balıkesir’de dönemin en lüks apartmanı (900 metre kare okyanusa bakıyor). Kemal, felsefe diyalektik takılıyor, Talat Ağabey imanlı. Akşam balıkları pişirdik, yedik içtik, müthiş güzel bir sohbet. Bunlar tartışmaya devam ettiler. Allah var-yok. Biz Erhan’la uyuduk. Gece üç gibi uyandım. Salondan sesler geliyor. Kemal 1.90 Yunan Heykeli gibi, Talat Ağabey Anadolu çocuğu. Ben odaya girdiğimde karşılıklı dikilmişler, Talat Ağabey, Kemal’e bağırıyordu: “Tut ki ben imamım. Tut ki ben imamım.” Ben gülmekten yerlerde. Yıl 1991. Talat Ağabeyimin kitapta imam olması o akşamdandır.“Ben kasabım” dese kasaptı gerçekten. Kitapta ve imamın anlattıklarında dinî hiçbir şey yok. Ama öyle bir propaganda makinesinin çarkları arasında kalmışız ki kendi ülkenin dinini temsil eden bir adamı kullanırken korkuyorsun. “Hangi gazeteci beni infaz edecek acaba?” diye. Eğer bir papazı kullansaydım, yemin ederim hiç strese girmezdim. Onların kitaplarında mutlaka Hz.İsa’ya birçok referans bulursunuz. Bizse yazamayız. Takip edin bakalım, beni kimler infaz edecek. Kitabın bütününe baktığımda yazarken çok güldüm. Gözlerinizden öpüyorum.
Reklam
– Hıdır, biz Nisan’la konuştuk. Senin en çok neyini seviyoruz biliyor musun? – Neyimi? – Akşam eve döndüğünde duş almadan önce üzerinde hafif bir ter kokusu olur her zaman,onu çok seviyoruz. Bir şeyi fark ettik; çünkü akşam işten döndüklerinde mutlu insanların üzerinde mutlaka hafif bir ter kokusu olur. Bizim için çok çalıştığının farkındayız.
Bunu nasıl yapacaktı peki? Bu kitapları yazan adamlar, başlarına gelen her melanetten kolayca sıyrılıyorlar, insanlarla mükemmel ilişki kuruyorlar, imgeleyip imgeleyip evleri alıyorlardı. En güzel kadınları imgeliyorlardı. Gerçek hayatta öyle kolay olmuyordu.
Musti: Taktın oğlum sen bu kişisel gelişime, saçını bile ters tarıyorsun, eski hâli daha iyiydi be. Hıdır resme odaklandı. Zihninde arabayı canlandırdı. Araba onunmuş gibi düşündü. Üzerinde süpermen kıyafeti. Palio... Yenge kolunun altında, hayran ona bakıyor. Nisan arka koltukta. Memlekete yola çıkacaklar. O sırada yan sayfadaki ilanı gördü. “Ne aileniz ne işiniz kim olduğunuzu göstermez. Sadece saatiniz kim olduğunuzu gösterir.” Seiko. Kendi saatine baktı. 1974 yılında İzmir’deki sünnetinde taktıkları Hislon marka saat “18 Rubis”, sünnet saati, Cemil Eniştesi takmıştı. – Lan bu saatle nereye yükseliyon!
Müdür buna diyor ki “Amma akıllı adammışsın sen. Nerelisin bakayım?” O da “Brezilyalıyım abi” diyo. Müdür “Yav ne işin var Türkiye’de, yaşasaydın ya Brezilya’da” deyince, bizimkisi “Müdürüm, Brezilya’da ya futbolcu olursun ya da hayat kadını. Başka da bir şey olamazsın” diyo. Müdür “Yalnız benim karım da Brezilyalı” deyince bir sessizlik hüküm sürüyor; bizimki soruyor “Abi, yenge hangi takımda oynuyor?”
Reklam