Tam o sırada Elrond Gandalf ile birlikte dışarı çıktı ve Grup’u yanına çağırdı. “Son sözüm şu olacak” dedi alçak bir sesle. “Yüzük Taşıyıcısı, Hüküm Dağı Macerasına başlıyor. Aranızdan bir tek onun bir mesuliyeti var: Yüzük’ü bir kenara atmayacak, Düşmanın uşaklarına vermeyecek, kimsenin, hatta çok mecbur kalmadıkça Grup veya Divan üyelerinin bile ellemesine müsaade etmeyecek. Diğerleri yolda ona yardım etmek üzere hür refakatçılar olarak gidiyorlar. Bahtınıza göre yolda oyalanabilirsiniz, geri gelebilirsiniz, başka yollara sapabilirsiniz. Ne kadar ilerlerseniz ayrılmanız da o kadar zor olur; ancak ne yemin ne de emirle arzu ettiğinizden daha ileriye gitmeye mecbur değilsiniz. Çünkü henüz yüreklerinizin gücünü bilmiyorsunuz ve yolda her birinizin karşısına ne çıkacağını önceden göremezsiniz.” “Yol karardığında yolunu ayırana dost denmez” dedi Gimli. “Belki” dedi Elrond, “ lakin gecenin çöktüğünü görmemiş olan karanlıkta yürümeye aht etmemeli” “yine de ağızdan çıkmış yemin titreyen yüreğe güç verebilir” dedi Gimli. “Ya da çökertebilir o yüreği” dedi Elrond. “ çok ileriyi düşünmeyiniz şimdi! Yüreğiniz ferah gidin! Elflerin, insanların ve tüm hür halkların uğuru üzerinize olsun. Yüzünüzde yıldızlar parlasın”
Paul dudaklarını diliyle ıslatıp okumaya başladı: “Sağır bir insanın duyamayacağı gerçeğini düşün. Öyleyse biz hepimiz duyamayanlardan olamaz mıyız? Hangi duyulardan yoksunuz ki etrafımızdaki bir başka dünyayı göremiyor ve duyamıyoruz? Etrafımızda ne var ki biz-“
Yueh, “Yeter!” diye bağırdı.
Korkmamalıyım. Korku katilidir aklın. Korku, mutlak yıkım getiren küçük ölümdür. Korkumla yüzleşeceğim. Onun etrafımdan ve içimden geçmesine izin vereceğim ve geçip gittiğinde, onun izlediği yolu görmek için iç gözümü kullanacağım. Korkunun geçtiği yerde hiçbir şey olmayacak. Yalnızca ben kalacağım