Nahl-90:
Muhakkak ki Allah adaleti, iyiliği ve yakınlığı olana (özellikle akrabaya muhtaç oldukları şeyleri) vermeyi emreder; ahlâksızlığı/hayasızlığı, fenâlığı, zulmü/azgınlığı yasaklar. İyice anlayıp tutasınız diye size (böylece) öğüt verir.
İbni Mes’ûd (ra.); “Kur’an âyetleri içinde, hayrı da şerri de en toplu surette bir araya getiren bu âyettir.” demiştir. Osman b. Maz’ûn’un (ra.) müslüman olmasına bu âyet sebep olmuştur. Bu âyetin hutbelerin sonunda okunması Ömer b. Abdülaziz’in hilâfeti sırasında ve onun talimatıyla başlamıştır.{2}
Nahl-18:
Eğer Allah’ın nimetini saymaya kalkışsanız onu sayamazsınız. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
Madem ki Rabbimizin nimetlerini asla sayamayız, öyleyse akl-ı selîm sahibi bir insan olmanın gereği olarak, O’nun nimetlerine karşı nankörlük yapıp da küfür ve isyana sapmak değil, bilakis ibadet ve emirlerini hayatımıza hâkim kılarak O’nu tanıdığımızı göstermek ve şükrünü yerine getirmek lazımdır.{3}
Nahl-8:
Atları, katırları ve merkepleri, hem kendilerine binmeniz için hem de süs (hayvanı) olarak (yarattı). O, sizin henüz bilemeyeceğiniz nice (binecek) şeyleri de yaratır.{2}
İbrahim-24:
Görmedin mi! Allah nasıl bir benzetme yaptı: (Tevhid ve şehadet olarak){6} güzel söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir.
İbrahim-25:
Ki o (ağaç), Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Allah insanlara düşünüp ibret alsınlar diye (işte böyle) misaller verir.
Ra'd-42:
Onlardan önceki ümmetler de (peygamberlerine) hile yapmış (ve tuzak kurmuş)tu. Bütün tuzaklar (hakkındaki takdir ve ceza) yalnız Allah’a aittir. (O) herkesin kazandığını bilir. Kâfirler (bu dünya) yurdunun sonu kimindir, bilecekler!{2}