Herkes bilsin çok güzel bir kitap okudum…
Nereden, nasıl, hangi şekil kitap hakkında düşüncelerimi anlatacağımı bilemiyorum. Bir kentteki bir devrin başarılı bir şekilde anlatılmasını mı anlatayım, takıntılı, hayatını güzel bir kadına indekslemiş ve çevresindekilerin ne diyeceğini artık hiç önemsemeyen aşık bir adamı mı anlatayım, yoksa güzel, hafif de inatçı olan aşkın sembolü olan kadını mı anlatayım bilemiyorum. Var mı aramızda Füsun’u tanıyan, en azından bir kere görmüş olan veya büyüklerinden onu tanıdığını duyan, onun hakkında birkaç cümleyi birinci ağızdan duyan veya Füsun’a, Çukurcuma’daki o evlerine komşu olan? Kemal’i tanıyan, Kemal hakkında çevresinden onun yaptıklarıyla ilgili bir şeyler duyan, Kemal’in topladığı şeyleri duyunca, Zaim gibi şaşıran ve “Gerçekten de bu Kemal, Füsun Hanım’ın her bir şeyini toplamış mı?” diye şaşırıp tepki gösteren?
Kırık bir aşkın hikâyesini içindeki en ufak şeylere kadar sunuyor Orhan Pamuk ve o her bir şeyin de masumiyetini, anısını okutuyor. Kemal’in Füsun’a duyduğu yoğun aşkın, aşkın devamında gelip açığa çıkan baskın cinsel isteğin, kavuşamamanın ve kıskançlığın hayatları değiştirdiği bir aşk hikâyesi Masumiyet Müzesi. Aynı zamanda da İstanbul’un değişiminin, bir devrin anlatıldığı bir roman. 1960’lar ve devamında gelen Nişantası ve çevresindeki varlıklı ailelerinin (şimdilerde bu ailere yüksek sosyete de diyebiliriz) etrafında gelişen, modernleşme ve batılaşma isteklerinin hem haklı olarak gösterilip hem de eleştirildiği, bazı kısımlarda ise ahlak olarak sorgulanıp harmanlandığı bir eser de Masumiyet Müzesi. Romandaki ana üç konuyu Orhan Pamuk’un romanlarında yaptığı gibi madde madde sıralamam gerekirse eğer:
a) Kırık bir aşk hikâyesi olarak Orhan Pamuk aslında çok bilindik bir konu üzerine bu başarılı romanının