Serinin ilk kitabını biraz hatırlatmam gerekirse, sevgi eksikliğiyle yoğrulmuş bir hayatın içinden konuşan Cemre’nin hikayesi , annesinin ölümünden sonra haksız bir suçluluğun yükünü omuzlamak zorunda kalmasıyla derinleşmişti, pandemi döneminde yaşanan bu kaybın sorumlusu olarak babası ve ablası tarafından görülmesi, onu hem aile içinde yalnızlaştırdı hem de duygusal olarak yıprattı. Kendini savunmaya çalışsa da giderek dışlanan, evdeki çatışmaların ortasında büyümek zorunda kalan Cemre, aradığı sevgiyi dış dünyada bulmaya yöneldi ancak burada da beklediğini bulamadı. Tüm bu yaşadıkları, aslında insanın en çok kendine şefkat göstermesi gerektiğini vurgularken, hayatın zorluklarına rağmen ayakta kalmanın ve yaşamaya devam etmenin önemini hissettiren bir anlatıya dönüştü. Sonunda ise herkesin Cemre’nin artık yaşamda olmadığını düşündüğü bir sonla bitmişti.
Hikaye kaldığı yerden devam ediyor…
Kendisinden sonra dünyada neler olacak elbette ki merak konusu, elbette herkes üzgün görünüyor belki pişmanlıkları var bilmiyoruz ama herkes hayatına devam edecekti eninde sonunda. Cemre de aynısını yaptı ve yolları Enes’le kesişti. Kendisinin de söylediğiğine göre tek kitapta iki hikaye anlatacak, biri kendisinin diğeri ise Berrin‘in…
Ve başlıyor hikayeyi anlatmaya…
Yerini sevmeyen saksı çiçekleri gibi sanki her birinin yaşamı. Aslında köklenmeye çalışırken yanlış yerde olduğunu fark eden…
Kitabın dili oldukça akıcı ve anlattığı yaşamlar bir o kadar da hayatın içinden. Bir de düşünmeden edemiyor insan, kaç yaşamın içinden geçiyoruz kim bilir… ya da insan ömrü boyunca yeniden ve yine yeniden kaç hayat kurabilir kendisine?
“İnsanın dünyası nasıl mı değişir? Kendisine yeni bir dünya yaratarak. Hayatımızı ve içinde bulunan insanları değiştirince dünyamız da değişebilirdi. Bazen