Ara sıra birtakım kelimeler geliyordu kulaklarıma. O zamana kadar duyduğum kelimelerin sesi yoktu sanki, sezebileceğiniz, ama duyamayacağınız, sessiz kelimelerdi bunlar, düşlerdeki gibi.
"Hayata anlam veren tek şey, öldükten sonra daha iyi bir yere gidebilme umududur; o kapı da kapandı mı açık kalan tek kapı Cehennem'in kapısı oluyor ki o zaman doğmasam daha iyiydi diyorsun. Benim için Cennet bulunduğum yerdir, Juan Preciado."
Onların gözünde zengin olmuş bir barbardan başka bir şey değilim. Sırtımda en güzel İtalyan kostümü de olsa, manevi bakımdan onları gözünde bir baldırı çıplağım. Niçin? Çünkü yenilmiş bir halka, mağlup bir medeniyete aidim. Tarihin pek esirgemediği Asya, Afrika veya Latin Amerika'da bunu çok daha az hissediyorum.
Ülkenin kimliği, yönetimin dayalı olduğu politik kuram neyi değiştiriyor ki? Vatandaşların acısı, ölümün kaçınılmazlığından kaynaklanan kederi şu ya da bu şekilde azalıyor mu, bu insanların ayağı yere daha sağlam basıyor, yüzleri daha bir gülüyor mu?