Bu kitabı ilk kez lisedeyken okuduğumda içimi acıtan şey, kadının ne kadar güçlü bir iradeye sahip olduğunun, ancak bu iradeyi kendini yok etmek için kullandığını fark etmem olmuştu. Erkeğin bu koca sevdayı bir an bile fark etmemiş olması. Birine ait olamamanın, aslında kendine bile yabancılaşmanın en sarsıcı hali. Yaşım büyüdükçe bu çok yargıladığım kadınla maalesef empati kurabildigimi fark ettim çünkü herkes hayatında en az bir kez, birinin hayatında "hiç kimse" olmayı deneyimlemiştir. Karşılıksız aşkın belki de edebiyat tarihine kazınmış en sarsıcı, en "çıplak" portresi.
Her şeyi tek başına halletmiş olma güçlülüğü, insanı bazen bir bankta hüngür hüngür ağlatıyor. Ardından, bir kedinin başını okşarken bile mahzun bakıyorsun etrafa. Çok güçlü olmak da yenilmektir bazen. İnsan bazen, en dik yokuşları aşıp bir düzlükte yere yıkılabilir.
Bin fersahtan duyarım kimle gülüştüğünü,
Alnından öz kardeşim öpse ben irkilirim.
Değil yalnız ardına kimlerin düştüğünü,
Kimlerin rüyasına girdiğini bilirim.