Annemin Uyurgezer Geceleri ufak tefek memnuniyetsizlikler yaşatsa da, anlattığı meseleleri tek bir alanda bırakmamasıyla sevdiğim bir metin oldu. Erkek–kadın ilişkisi üzerinden başlayan hikâye, giderek aileye, topluma ve iktidara doğru genişliyor. Dört kuşak kadın üzerinden anlatılan acı, utanç ve bastırılmışlık hâli sadece bireysel değil; Türkiye’nin sosyolojik ve politik hikâyesine de çok net bir şekilde bağlanıyor.
Kadınların yaşadıklarının kendi suçu olmamasına rağmen bundan utanıp, gizlemeleri, ataerkil baskının ne kadar yıkıcı olduğunu gösteriyor. Acılar nesiller boyunca anneden kıza aktarılıyor; şiddet ve keder biçim değiştirerek devam ediyor. Ve son nesilde bu bir bağlanma problemi/toksik ilişki olarak ortaya çıkıyor. Geçmiş bitmiyor, sadece başka bir yerden kendini gösteriyor.
Tunç, metin boyunca iktidar sorgulaması yapıyor. Kadınların erkeklerle kurduğu eşitsiz ve zarar verici ilişkiyle, ülkenin iktidarla kurduğu bağ arasında ki paralelliği gösteriyor. Bizi mahvettiğini bilsek bile vazgeçemediğimiz, kopamadığımız bir ilişki bu.
Zincir tamamen kırılmıyor belki ama inceliyor. Ve bu da kadınların konuşmasıyla, paylaşmasıyla, utanmadan hikâyelerini yan yana koymasıyla mümkün oluyor.