cerenhanım

cerenhanım
@cerenhanim
‘Zafer,biraz da hasar ister’
En acı ve kırıcı olan şey, bu hayatın acılara karşılık olarak mükafatla sona ermemesi. Operadaki gibi zaferle değil, ölümle son bulacak olması.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
8/10
·136 syf.·
2017 31. kitabı
Victor Hugo'nun romanlarında en çok kullandığı ''sefil'' sözcüğünü ilk kez bu romanda kullanmıştır.Hugo bundan yaklaşık iki asır önce idam gibi korkunç bir cezalandırmanın insanlığa faydası olmadığını fark edip toplumu bilinçlendirmek için yazmıştır ve ilk basıldığında ismini saklamıştır..O devirdeki insanların idamı zevkle izlediğini vurgulamış ve bunu eleştirmiştir.Bir insan ne kadar da büyük suç işlerse işlesin idamı hak etmediğini ve yok etme gücünün sadece tanrıya özgü olduğunu savunur.Cezayı verip insanı yok etmek yerine suçluları iyileştirmeyi öğütlemiştir.1829 yılında verdiği bu öğütler ancak 1982 yılındaki sosyalist parti tarafından gerçekleştirilmiştir.Kitapta ne zaman öleceğini bilen birinin çevresini nasıl algıladığı ve hangi içsel süreçleri yaşadığıyla edebi bir şekilde karşılaşıyoruz. Okunması gereken bir klasik olduğunu düşünüyorum.
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,6bin okunma
Puan vermedi·112 syf.·
2019 45. kitabı
Alman edebiyatında önemli bir yere sahip olan Heinrich Böll cephede savaşı bizzat yaşayan, esir düşen bir yazar. Çocukluğu ve gençliği savaşın olumsuzluklarından etkilenmiş: annesi bir bombardıman esnasında kalp krizinden ölmüş, sevdiklerinden, yakınlarından ayrılmak zorunda kalmış, savaşta aldığı yarayı tedavi ettirecek parayı bulamamış, yoksulluk, açlık çekmiş; yaşadıklarını eserlerine yansıtarak savaşın yıkıcılığını, korkunç yüzünü, anlamsızlığını, yok ediciliğini işlemiştir. Ve dahası başkalarının acılarını duyabilen, vicdani sorumluluğunu yüreğinde taşıyan bir insandır. Yaşamı süresince dünyanın neresinde olursa olsun devletin hak ihlallerine karşı çıkarak çeşitli eylemlerde bulunmuş, vicdanını dinlemiş, insan hakları, özgürlükler ve barış için çalışmalar yapmıştır. İlk Yılların Ekmeği, II. Dünya Savaşı’nda harap olmuş Almanya’da savaşın neden olduğu yoksulluk, açlık, yabancılaşma ve hayatta kalabilme çabasını anlatıyor. Roman bir günlük zaman dilimini -Hedwig’in şehre geldiği Pazartesi gününü kapsar. Fendrich Pazartesi sabahı babasından öğretmen olmak için şehre gelecek Müller’in kızı Hedwig’i karşılamasını isteyen haber alır. O andan itibaren Fendrich’in anımsadığı anılarını, gün içinde yaşadıklarını, düşüncelerini geçmiş ve içinde bulunulan zamanı iç içe geçmiş bir şekilde okumaya başlarız. Fendrich, Müller’in kızı için kiralamasını istediği oda için kullandığı ‘ödenecek paraya değmeli’ –Ustasından sık sık duyduğu bu söz Fendrich’te nefret uyandırmaktadır- sözü onu yedi yıl öncesine 16 yaşında olduğu savaş sonrası yıllara götürür. O yoksulluğun, açlığın hâkim olduğu o dönemde aç kalmış, parası yetmediği için her şeyin fiyatını öğrenmek zorunda kalmıştır. Ekmek almaya bile parası yetmemiştir. Fırıncı Fundahl’dan kalan ekmekler istemesi için babasını zorladığı
İlk Yılların EkmeğiHeinrich Böll · Can Yayınları · 2016503 okunma
Huzursuz Bacak
8/10
·164 syf.··
2021 19. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2021 00:49
Mustafa Kutlu - Aşka istidadın olsun dilrübadan çok ne var! - Dünya bir gündür, o da bugündür. Kitabın kahramanı Ömer Faruk çevresinde oluşan bir hikaye. İçeriğinde günümüz dünyasında ki " Tüketim Ekonomisi " konu alınmış. Kahramanımız " Kanaat Ekonomisi" ile bu sürece bir teklif sunmuş. Huzursuz Bacak kitabı ile Mustafa Kutlu'nun bir diğer kitabı olan Sevincini Bulmak eseri arasında benzerlikler var. Diğer kitabı okuyan okuyucular bu iki kitabın aslında günümüz şartlarına karşı gelip doğal yani organik bir yaşama döndüklerini , manevi huzuru , İstanbul ve İstanbul'un tarihini, aile yaşamını ,iki kahramanın da aile büyükleri tarafından büyütüldükleri görmüşlerdir. Kitapta tarihi bilgilere rastlamak mümkün . "Sarayburnu, minare ve kubbeler, asıl İstanbul dediğimiz yer: Suriçi. " "İlhanlılar dönemi İran şehirlerinin giriş/çıkışlarında üzerini insan (maketi) asılı darağaçları olurmuş. Yani bu beldede yasalara uyumazsanız, başınıza gelecek olan budur mânâsına.... " Ve bir diğer dikkat çeken imza ve marka tanımı ; " Marka insanların şahsiyetini siler, onları tek tip yapar. İmza çeşitliliktir. Şahsiyetin muhafazası kimliğin ispatıdır. Türk minaresi milletin imzası ise her minare camiyi yapan mimarın imzasını taşır. " *Yeter ki insan kaybolmasın, insan bozulmasın. Eşyayı, etrafı yenilersin, düzeltirsin ama bozulan insanı düzeltmek zordur; kim bilir kaç nesil alır. Her Mustafa Kutlu kitabı bitirdiğimde oluşan his "acaba ne oldular? "
1000Kitap
Huzursuz BacakMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 20113,744 okunma