Alman edebiyatında önemli bir yere sahip olan Heinrich Böll cephede savaşı bizzat yaşayan, esir düşen bir yazar. Çocukluğu ve gençliği savaşın olumsuzluklarından etkilenmiş: annesi bir bombardıman esnasında kalp krizinden ölmüş, sevdiklerinden, yakınlarından ayrılmak zorunda kalmış, savaşta aldığı yarayı tedavi ettirecek parayı bulamamış, yoksulluk, açlık çekmiş; yaşadıklarını eserlerine yansıtarak savaşın yıkıcılığını, korkunç yüzünü, anlamsızlığını, yok ediciliğini işlemiştir. Ve dahası başkalarının acılarını duyabilen, vicdani sorumluluğunu yüreğinde taşıyan bir insandır. Yaşamı süresince dünyanın neresinde olursa olsun devletin hak ihlallerine karşı çıkarak çeşitli eylemlerde bulunmuş, vicdanını dinlemiş, insan hakları, özgürlükler ve barış için çalışmalar yapmıştır.
İlk Yılların Ekmeği, II. Dünya Savaşı’nda harap olmuş Almanya’da savaşın neden olduğu yoksulluk, açlık, yabancılaşma ve hayatta kalabilme çabasını anlatıyor. Roman bir günlük zaman dilimini -Hedwig’in şehre geldiği Pazartesi gününü kapsar. Fendrich Pazartesi sabahı babasından öğretmen olmak için şehre gelecek Müller’in kızı Hedwig’i karşılamasını isteyen haber alır. O andan itibaren Fendrich’in anımsadığı anılarını, gün içinde yaşadıklarını, düşüncelerini geçmiş ve içinde bulunulan zamanı iç içe geçmiş bir şekilde okumaya başlarız.
Fendrich, Müller’in kızı için kiralamasını istediği oda için kullandığı ‘ödenecek paraya değmeli’ –Ustasından sık sık duyduğu bu söz Fendrich’te nefret uyandırmaktadır- sözü onu yedi yıl öncesine 16 yaşında olduğu savaş sonrası yıllara götürür. O yoksulluğun, açlığın hâkim olduğu o dönemde aç kalmış, parası yetmediği için her şeyin fiyatını öğrenmek zorunda kalmıştır. Ekmek almaya bile parası yetmemiştir. Fırıncı Fundahl’dan kalan ekmekler istemesi için babasını zorladığı