Çoğunluk yasası her zaman demokrasiyle, özgürlükle ve eşitlikle eşanlamlı olmuyor; kimi zaman zorbalıkla, köleleştirmeyle ve ayrımcılıkla eşanlamlı oluyor.
Tek bir göreve talip iki aday arasından en yeteneklinin değil de, bağlı olduğu cemaatte o mevkide "hak sahibi" olan kişinin seçildiği bu aptalca sisteme karşı gençliğimde sık sık sesimi yükseltmişimdir. Bugün bile, bana fırsat verildiğinde aynı tepkiyi gösteriyorum. Tek fark, on dokuz yaşındayken bu sistemi ne olursa olsun bir başkasıyla değiştirmek istememdi. Kırk dokuz yaşında, bunun hâlâ değişmesini diliyorum, ama ne olursa olsun şeklinde değil.
Bugünün dünyasında bir insanın kendini rahat hissetmesi ve dünyaya nüfuz edebilmesi için kendi kimlik dilinden vazgeçmek zorunda kalmaması çok önemli. Hiç kimse önüne her kitap açtığında, ekranın karşısına her oturduğunda, her tartıştığında ya da düşündüğünde zihinsel olarak "yurdunu terk etmek" zorunda kalmamalı. Herkes modernliği hep başkalarından ödünç alma izlenimine kapılmak yerine, kendi içine sindirip özümseyebilmeli.
Saldırıya uğramışlık zihniyeti içine kapanıp kalmak, kurban için saldırının kendisinden de yıkıcıdır. Üstelik bu, bireyler için olduğu kadar toplumlar için de geçerlidir. İçine kapanır, etrafına barikatlar yığar, kendini her şeyden korur, içine atar, aramaktan, keşfetmekten, ilerlemekten vazgeçer, gelecekten, şimdiki zamandan ve ötekilerden korkar.