Ama, ben niçin buradayım, ey tanrım? Doymaz bir tutkunun taze çekirdeği, ne doğuyu ne de batıyı soran azgın bir fırtına, yanıp dağılan bir gezegenin yolunu şaşırmış bir parçası olan ben, neden burada olmalıyım?
Kurulu bir düzene göre sevmek, en iyi benliğini önceden tasarlanmış biçimde eğlendirmek, tanrılara üstünkörü ibadet etmek, şeytanla sinsice dolap çevirmek sonra da bellek yitimine uğramışçasına her şeyi unutmak.
Binlerce ifadesi olan bir yüz ile sanki kalıptan çıkmış gibi tek bir ifadesi olan bir yüz gördüm.
Ardındaki çirkinliği saklayamayan bir yüz ile ne kadar güzel olduğunu keşfetmek için maskesini kaldırmam gereken bir yüz gördüm.
Kırışmış, ama hiçbir anlam taşımayan bir yüz ile üstünde her şeyin apaçık göründüğü yalın ve yapmacıksız bir yüz gördüm.
Kendi gözlerimin örmüş olduğu ve gizli gerçekliği açığa vuran bir dokunun içinden baktığım için tanıyorum ben o yüzleri.
Özgürlüğü ve huzuru buldum meczupluğumda; yalnızlığın özgürlüğünü ve anlaşılmamış olmanın huzurunu. Çünkü bizi anlayanlar içimizdeki bir şeye de egemen olurlar