Çeşitli toplumlar, çeşitli kültürler arasında birleşme çizgisi, köprü, arabulucu, olmaya çağrılırlar. Tam da bu yüzden, ikilemleri ağır bir anlam taşıyor: bu insanlar çok yönlü aidiyetlerini üstlenmiyorlarsa, sürekli olarak saflarını seçmek durumunda bırakılıyorlarsa, kabilelerinin safları arasına dönmeye zorlanıyorlarsa dünyanın gidişatı hakkında endişelenmekte haklıyız demektir.
"Seçmek durumunda bırakılıyorlar", "zorlanıyorlar" dedim. Kim tarafından mı? Sadece her çeşidinden fanatikler ve yabancı düşmanlar değil, sizin ve benim tarafımdan da, aramızdaki herkes tarafından. Gerçekten de hepimizin içinde kök salmış bu düşünce ve ifade alışkanlıkları yüzünden, bütün bir kimliği, öfkeyle ilan edilen tek bir aidiyete indirgeyen o dar, o sığ, yobaz kolaycı yaklaşım yüzünden.
Bir insan bir işi severek yaparsa, iş ne kadar zor olursa olsun, o kadar koymaz. Halbuki Çakırcalı eşkıyalığı, insan öldürmeyi sevmiyordu. Zorunda bırakılmıştı.
Çakırcalı duygusu ile iş görüyor. Ilk olaraktır ki duygusu kafasını yeniyor. Içinde bir eziklik var. Korku var. Düpedüz ölüme gidiyor. Öyle kabullenmiş..
Ege yöresinin ağzıyla yazılmış, okurken Türk dizisi, filmi hazzı veren (hatta bi incelemede okuduğum kadarıyla Kemal Sunal'ın filmi ile benzermiş) ama sıkmayıp akan bir kitap. Bayağı olay akışı olduğu için yöre ağzıyla okumak, konuşmaları takip etmek rahatsız etmiyor. Dediğim gibi dizi tadında Ağa-şehirli-okumuş-köylü-kadın-erkek-zengin-fakir çatışmalarını işleyen bir kitaptı. Şu sıralar kitap okuyamıyordum bu kitap yormadan bitti, güzeldi.