Profiline göz attım. Geniş elmacıkkemikleri, güçlü çenesi, şahin gagasını andıran burnu. Loş ışıkta yüzü gölgeliydi. Öyle dingin ve kendinden emindi ki benim tam zıddımdı. Sadece bunun için bile, ondan asla vazgeçmek istemiyordum. Her dokunuşu, her sözüyle bana hayatın her zaman bildiğim şeklinden daha farklı olabileceğini gösteriyordu, geçmişimi susturacak ve geleceğimi unutturacak kadar farklı. Kehanet bile solup gidiyordu. Onun yanındayken ben sadece bir kadındım, dünyayı yok edecek kadın değildim.
Daphne ellerini yumruk yaptı. Öyle kısık sesle konuştu ki onu duymak için kulak kabartmak zorunda kaldım. "Bunu neden yapıyorsun ? O kara saçlı, bodur Fisalida bende olmayan ne var ?"
Griffin bana baktı. Onlara izlediğimi gördü ve bakışlarını kaçırmadı.
"Kalbim."
Griffin yumuşak bir tonla, "Bu kaçınılmaz," dedi. Gri gözleri çıpalar gibiydi, yüreğimi ağırlaştırıyorlardı.
Başımı iki yana salladım. "Değil."
"Sen benim için yaratıldın. Bunu biliyorum."
Ona bariz bir korkuyla baktım. Buna inanıyordu. Doğrusunun ezici ağırlığını kemiklerimde hissettim.
“Bugünlük hikmetlerin bunlar mı?” diye sordum. “Hayır, bu. Kalbini dinle. Kalbinin kara olduğunu sanıyorsun. Başından geçenlerin hepsini bilmiyorum ama geçmişinin seni düşmanlık ve nefretle doldurduğunu anlayacak kadarını biliyorum. Fakat hala gülüyorsun. Hala seviyorsun, önemsediğin insanları koruyorsun. Sen düşündüğün kişi değilsin. Daha iyisin, daha fazlasısın.”
Güçlü, dipsiz bakışlarını benimkilerden ayırmadı, burnumdan gözlerime doğru batan bir şeyin tırmandığını hissettim. “Ne düşünürsen düşün, kalbin hala kırmızı ve atıyor. “ Parmaklarımı sıktı.“Onu dinle.”