Ölçüsüz sevinç hayatta bulunması hiç mümkün olmayacak bir şey bulmuş olma kuruntusuna dayanır: Acı veren, sürekli yeniden doğuran arzuların ya da endişelerin daimi olarak tatmin edilebileceği kuruntusunda. İnsan bu tür her kuruntudan ileride kaçınılmaz olarak vazgeçmek, kuruntu ortadan kalktığında da bunu sevincine neden olan şey kadar derin acıyla ödemek zorunda kalır. Bu bakımdan kuruntu, kişinin yalnızca düşerek inebileceği, dolayısıyla da kaçınması gereken bir tepeye benzer. Her ani, aşırı acı da tam da böyle bir yükseklikten düşmüştür, kuruntunun ortadan kalkmasıdır ve dolayısıyla da ona bağlıdır. İnsan şeyleri her zaman bütün olarak ve kendi bağlamlarında net bir şekilde görmeye cesaret edebilseydi ve onlara görmeyi arzu ettiği renkleri aktifmekten kararlı bir şekilde sakın bilseydi sonuç olarak ikisinden de kaçınabilirdi.
Gerçi biz çoğu zaman acımızın sadece belirli bir dış bağıntıdan kaynaklandığını görürüz ve bir tek bunun aracılığıyla gözle görülür bir şekilde üzülüp sıkılırız. Bunun ortadan kalkması durumundaysa en büyük memnuniyetin gerçekleşeceğini düşünürüz. Tek başına bu yanılsamadır.
İnsan istemeyi aklından geçirmediği malların yokluğunu kesinlikle hissetmez, bunlar olmaksızın da tümüyle memnundur; öte yandan yüz kat daha fazlasına sahip bir başkası, istediği şey onda olmadığı için kendini mutsuz hisseder.