Uzay temalı kurgusal romanlar ilgimi çektiği ve The 100 oldukça popüler bir kitap olduğu için okumaya başlarken büyük beklentilerim vardı. Kitabı heyecan ve meraktan elimden düşüremeyeceğimi zannediyordum ancak ne yazık ki hiç beğenmedim.
Öncelikle, kitap bir distopya olduğunu hiç hissettirmiyor. İçinde yaşanılan zaman ve yer çok yüzeysel anlatılmış. İnsan ırkının artık dünyada değil, başka bir yerde, ayda, yaşadığını öğreniyoruz. Ancak yaşadıkları yer, toplum düzeni, eğitim sistemi, politik düzen, sosyal statüler vs hakkında inanılmaz az bilgi var. Hangi olaylar sonucu insan ırkının aya yerleşke kurduğu ve bu yerleşkenin tam olarak neye benzediği, hangi kurallara sahip olduğu hakkında hiç bir şey bilmiyoruz. Mekan ve zamandan çok karakterler ön planda. Karakterlerin yaşadıkları arkadaşlıklar, aşklar, ailevi ilişkiler anlatılıyor ancak bana göre, onların da tam bir derinliği yok. Bir karakter, içinde yaşadığı zaman ve mekanla uyumlu şekilde yetişmiş olmalı. Karakterinde, yeteneklerinde, ilgi alanlarında bunun izlerini taşıyor olmalı. Ancak tüm karakterler sanki ayda doğup büyüymemişler, sanki suçlu değiller ve kısa bir süre dahi olsa hapis yatmamışlar, sanki insan ırkının kalan son grubuna ait değiller de, Amerika’da sıradan bir lise okuyor ve sıradan hayatlar yaşıyorlar gibiler. Sanki yazar klasik bir gençlik draması yazmak istemiş ancak bunu bir distopyada gerçekleştirmeyi seçmiş ve yüzeysel, detaysız, basit bir distopik dünya kurmuş gibi.
Çok mantıksal boşluklar olduğunu da düşünüyorum. (Ben ilk kitabın yarısını okudum sadece, belki sonraki kitaplarda bu durumlar açıklığa kavuşturulmuştur.) Bir çok suç için idam cezası olmasını çok mantıksız buldum. En büyük ve bazı suçlar için değil, hırsızlık için dahi idam cezası var. Madem insan ırkından kalanlar bu kadar az,