“Aşırılıklar genellikle birbirleriyle bağlantılıdır.
Örneğin kendini beğenmiş görünen insanlar, kendilerine saygı duymamaya daha yatkındır. Başkalarının kendilerini örnek almalarını isterler.”
Neredeyse 2000 yıldır. (eski Yunan'dan on sekizinci yüzyıl ortalarına kadar) duygulanımlardan "tutkular" olarak söz ediliyordu. Tutku, yani passion ise
Latince pati (acı çekmek) ve Yunanca pathos sözcüğünden gelir. İngilizcede edilgin (passive) ve hasta (patient) sözcükleri de aynı pati kökünden türetilmişlerdir. Bu kavramların kökündeki düşünce,
Bireyin bir değişmeyi başlatması ya da bir eylemi gerçekleştirmesinin tersine, başına gelen bir değişime katılmakta veya bu değişimden acı çekmekte olduğudur. Kavranma, kıskıvrak tutulma, yırtılma, parçalanma, altüst olma, darmadağın olma duygulanımı dile getirirler. Duygulanımlar bizim neden olduğumuz şeyler (eylemler) değil, başımıza gelen durumlardır (tutkular).
Nietzche doğruların laboratuvarda değil kişinin kendinde denenmesi gerektiğini ifade ediyordu; her doğru şu soruyla karşılanmalıydı: ‘Dayanılabilir mi?’ ve ‘Tüm doğrular benim için kanlı doğrulardır’ ve ünlü sözü: ‘Hata korkaklıktır’ ya da ‘Bir şeyi güzel olarak mı algılıyorsunuz demek ki yanlış algılıyorsunuz.”