Öncelikle kitap aşırı akıcı olmamakla birlikte kendini okutmayı başarıyor. Ama çoğu yerde söylenen çok akıcı yorumlarına katılmıyorum. Olaylar kısıtlı sayıda ve çok uzun aralıklarla gerçekleşiyor. biz bu aralıklarda karakterin düşüncelerini ailesiyle vs. konuşmalarını okuyoruz. Özellikle ilk yarısı bu bakımdan biraz sıkıcı olabilir. Ama dediğim gibi hikaye sizi içine çekiyor. Anlatım tarzını sevdim zor değil tatlı bir havası var. Bazen çok zorlama cümleler gereksiz uzatılmış kalıplar kullanılmıştı ama o kadar da göze batmadı. Betimleme çok sevmememe rağmen yetersiz buldum. Karakterlerin nasıl gözüktüğünü bizim hayal gücümüze bırakmış herhalde. Ona nazaran mekan betimlemeleri daha iyiydi.
Bu kitabın en sevdiğim yanı çok vurucu tespitler barındırması oldu. Aa bu gerçekten de doğru derken buluyorsunuz kendinizi. ve bu tespitlerin 21. yüzyılda dahi geçerliliğini koruması bu kitabın esas noktasıydı.
Elizabeth dışındaki karakterlerin neyi neden yaptığı çok yüzeysel verilmişti. Zaten Tanrı bakış açısıyla yazılan kitabın biraz da olsa Darcy’yi de anlatmasını isterdim yani. Darcy kötü karakterken bir anda melek oldu ve sonrasında yine çok yüzeysel bir şekilde geçildi o mesele.
VEEEEEE ŞİMDİ TÜM NEZAKETİMİ BİR KENARA BIRAKIYORUM
Kessinlikle gururun da önyargının da Elizabeth’te olduğunu düşünüyorum ki kendisi Darcy ile birlikte olduklarında bile kitapta okuduğumuz son konuşmalarında çok küstahca açıklamarda bulunmuştu. Hele başta ben olmasaydım olmayacaktık minvalinde çemkirmesi beni çileden çıkarttı. Kızım hem önyargılıyım diye utanıyosun hem de adam sana tüm gardlarını indirmişken devam ediyosun buna. Küstahlık sende gurur sende önyargı sende ego sende
Hele o yengesine yazdığı mektupta Jane’den bile daha mutluyum o sadece gülümserken ben kahkahalar atıyorum demesi midemi