TBMM'de 1 Mart tezkeresinin oylaması yapılacaktı. "Allah'tan korkun, Tayyip Erdoğan'ı dinlemeyin" diye kapak yaptık ve Irak işgali için düzenlenen tezkerenin geçmemesi için çağrıda bulunduk.
O derginin, korsan yollarla, tezkerenin oylanacağı sabah Meclis'te bütün vekillerin odasına dağıtılmasını sağladım.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Cemaatlerin halini görüyordum, dindarlık adına yapılan yolsuzlukların farkına varıyordum, dindarların "bizim partimiz" dedikleri partinin, o partideki siyasetçilerin yetersizliklerini, dünyadan ve dünya gerçeklerinden kopuk düşünce yapılarını fark ediyordum, yolsuzluk iddialarının gerçek olduğunu görüyordum.
Bütün bunlara yüksek sesle eleştiriler getiriyor, itiraz ediyor, hatta isyan ediyordum ama buna rağmen İslamcılıkta bütünüyle kopamıyordum.
Kopamıyordum çünkü "mahalleden kopma" diye bir pratik yoktu.
"Ben artık İslamcı değilim" desem bile "İslamcı Levent, İslamcı olmadığını söylüyor" diyeceklerdi.
Hepimiz, içeriden çekiştirildiğimiz, dışarıdan bastırıldığımız ideolojik kafeslere kapatılmıştık.
Türkiye'deki siyasi atmosferin de etkisiyle biz İslamcılık akımına kapılmış din üzerinden ayrımcılık yapıyorduk, o da milliyetçilik akımına kapılmış etnik kimlik üzerinden ayrımcılık yapıyordu.
Esasında birbirimizden farkımız yoktu.
Ülkedeki ideolojik kamplaşma, çatışmalar her birimizi başka bir yere savurmuştu.
Benimsediğimiz üslupla, yaklaşımla, farkında olmadan, mücadele ettiğimiz, karşı olduğumuz kesimleri büyütüyorduk.
Çünkü hepimizin Türk olduğunu savunan MHP'li biri, hiç aklımda yokken beni Kürt yapmış, şimdi de "Benim Kürde verecek kızım yok" diyordu.
MHP'lilerin bu yaklaşımı olmasaydı belki de benim gibi milyonlar Türklük, Kürtlük gibi etnik kimlik farklılıklarını önemsemeyecekti.
Veyahut Kürt hareketinin kimlik vurgusu bu kadar sert ve belirgin olmasaydı, Türk milliyetçiliği bu kadar etkin olmayacaktı.
Veyahut Atatürkçülük istismar edilmeseydi, dayatılmasaydı, birçok kimse İslamcılığın yanlışını, tahrip edici yönünü belki de daha önceden görecekti.
Veyahut İslamcılar olmasaydı belki de Atatürkçülük bu kadar kolay istismar edilen, dayatılan bir değer haline gelmeyecekti.
Zincirleme trafik kazası gibi.
Hepimiz varlığımızı mücadele ettiğimiz karşıtlarımıza borçluyuz.
O yüzden karşıtlarımızı değil kendimizi değiştirmeye çalışsak belki sorun da kökten çözülecek.