Ceren

10/10
·200 syf.··
2025 8. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2025 01:21
“sevgi öğretmendir, ama onu kazanabilmek gerekir, çünkü sevgiyi kazanmak zordur, pahalıya satın alınır, uzun bir çabayla ve uzun sürede elde edilir, çünkü bir an için sadece tesadüf eseri değil, her zaman sevmek gereklidir. Tesadüfen herkes sevebilir…” diyor Fyodor Dostoyevski Karamazov Kardeşler kitabında. Erich Fromm da benzer şekilde sevgi bir sanattır. Ve bu sanat bilgi ve çaba gerektirir aksine tesadüfen elde edilecek bir şey değildir diyor. Peki Fromm'un da dediği gibi sevmek nedir, bir sanat mıdır, unsurları var mıdır, türleri, çeşitleri nelerdir, öğrenilebilir mi, sevmek kolay da sevilecek kişiyi bulmak mı zor, ya da nasıl yozlaştırılır çağdaş kapitalizmin elinde sevgi? Kitap insanların yakındığı bu tip felsefi sorulara cevaplar veriyor ve kendini anlamak isteyen bireye bir uyarıcı, karşılıklı ilişkilerde ise ışık tutan bir rehber, yol gösterici niteliği taşıyor. Dört bölümden oluşan kitap; sevmenin sanat olup olmadığı üzerinde dururken; ikinci bölümde sevginin bilgi ve çabaya bağlı olduğundan, onun varoluşsal bir eylem olduğundan dört temel unsur olan ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgiyle mümkün olduğunu açıklarken •anne sevgisi, •baba sevgisi, •kardeşlik sevgisi •cinsel sevgi, •kendini sevmek ve •Tanrı sevgisi gibi sevginin nesnelerini ele alarak sevgi kuramı üzerinde duruyor. Yaptığı samimi ve yargılamadan uzak açıklamalarıyla insan kendini apaçık görme fırsatını yakalıyor. Belli bir olgunluk düzeyine erişmeden kişinin bir başkasını sevemeyeceğini öne sürüyor. Ve her şeyden önemlisi insanın sevilmekten çok sevebilmeyi öğrenmesi gerektiğine dikkat çekiyor. “İnsanlar sevgiye açlar; mutlu ya da mutsuz biten sayısız aşk hikâyesi izlerler, yüzlerce saçma aşk şarkısı dinlerler. Buna rağmen, pek azı sevgiye ilişkin bir şeyler öğrenmenin gerekli olduğunu düşünür.” Sevmenin kolay ama
Sevme SanatıErich Fromm · Say Yayınları · 20207,7bin okunma
Reklam
10/10
·1080 syf.··
2025 5. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2025 00:00
İnançlarımız, düşüncelerimiz, okuduklarımız, bunalımlarımız, buhranlarımız, acılarımız, duygu ve düşüncelerimiz ve pek tabii anlama kapasitemizle birlikte kısacası yaşam tecrübemiz, kitapları anlama ve yorumlama noktasında bize yol gösterir. Böyle hacimli bir kitabı da okuduktan sonra sindirebilmek gerekir. Çünkü hem yazarın hem de Rus Edebiyatı'nın ve biz okurların başyapıt olarak gördüğü bu muhteşem eseri yorumlamak haliyle korkutuyor. Ama tekrar tekrar okumak isteği uyandırdığı için kaçırdığımız bir nokta bu okumalarla ortadan kalkacaktır diye düşünüyorum. Gönül rahatlığıyla başyapıt diyorum çünkü bunu fazlasıyla hak ediyor. Oluşturduğu karakterler ve bu karakterler üzerinden yaptığı felsefi diyaloglarla, sorgulamaya iten ahlaki çıkarımlarıyla ve toplumun bir uzantısı olarak bireyin o çalkantılı ruh hallerini, öyle bir tahlil ediliyor ki okuyan hiç kimse ‘yo, ben etkisinde kalmadım’ diyemez. Olayların edebi derinliğinin yanı sıra, yazarın ışık tutmadığı konu yok gibi. Felsefeden sosyolojiye, teolojiden psikolojiye her alanda eleştirel düşünme becerilerimizi adeta harekete geçiriyor. Mesela felsefi açıdan inancı sorgulamayı; Tanrının varlığını ya da yokluğunu ve bunun neticesinde nelerin mübah olduğunu, psikolojinin inanan insanın varoluşundaki önemini, dini düşüncenin kökenlerini, sosyolojik açıdan; çökmüş bir aileyi, bireyi ve toplumu, onun ahlaki çatışmalarını, baba olmayı, baba sevgisini, bir cinayet üzerinden; adalet sistemini, hukuki değerleri, suç, ceza, yargılama, merhamet ve vicdan gibi etik kavramları derinlemesine irdelemeyi, din üzerinden; bağnazlığın, yobazlığın ve kilisenin durumuna eleştiril bir açıdan bakabilmeyi sağlıyor. Gelelim karakterlere… Her biri öyle güçlü ve öyle gerçekçi ki hem yazarın kendi hayatından izler taşıması sebebiyle hem de
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202045,3bin okunma
8/10
·116 syf.··
2023 172. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Temmuz 2023 14:06
Bir ömre kırk yıl muhabbet sığdırmak… Muhabbetin varlığı; yüreğin yüreğe açılması, paylaşmak, birbirine destek olmak, yakın hissetmek, anlamak, anlaşılmak, iyileştirmek kısacası olmazsa olmaz bir ihtiyaçken, bir anda mahrum kalmak bu muhabbetten ve yokluğunu hissetmek, özlemek ne denli zor gelir bir düşünün. Nasıl baş edilir bu duyguyla? Nasıl üstesinden gelinir? Nasıl teselli olunur? “Sen benim en iyi tarafımdın, umarım ben de senin en büyük kusurun olmamışımdır.” Seni tamamlayan, sana inanan ve senin daha iyi biri olmanı sağlayan, kırk yıl hiç sıkılmadan yaşadığın birinin yokluğuyla artık yarı gölgede yaşamaya başlamak ve eksik hissetmek… Yazarın dediği gerçek bir çift tam da bu olsa gerek. “Zaman bazı hasarlar yaratmıştı, gündelik hayat bazı şeyleri biraz yıpratmıştı, karşılıklı rahatsızlıklarımız artmıştı, bazen birbirimizden nefret ettiğimiz olurdu ama uzun sürmezdi. Hep birbirimize dönerdik. Bizim aramızda elektrik akımı devam ediyordu.” Yarım kalmış bir kitap, bir gözlük, bir çanta neler hissettirebilir? Her yeni günde, her eşyada, her ânda onu hatırlarken, kendi kendinle konuşmayı öğrenmek bu yoklukta nasıl kaçınılmaz olur hissediyorsunuz en derinden. Peki alışmaya başlamak yavaş yavaş dünya hengamesine ve bundan vicdan azabı duymak sevginin büyüklüğünü göstermez mi? Fournier, öyle bir yalınlık ve sadelikle bu duygulara yoğunlaşmanızı sağlıyor ki şaşıyorsunuz kendinize. Olmayan kırk yıllık eşimin yokluğuyla sınadım ben mesela kendimi. Bu illaki eş olmak zorunda değil, sevdiğiniz değer verdiğiniz biri de olabilir elbette. Önemli olan bu duygunun hissettirdiği acı ve mutsuzluğa karşı nasıl ayakta kalınabildiği. Yazar, kendinden bahsetmeyi sevmeyen eşini anlatmakla başlamış bu işe. Anılarını düşünürken, yazarken sanki yanı başında olduğu hissiyle onu
Edebiyat
DulJean-Louis Fournier · Yapı Kredi Yayınları · 20256,6bin okunma
8/10
·207 syf.··
2023 169. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Temmuz 2023 11:23
“Kitaplar oldukları yerde kaldığı sürece, yalnızca kağıt tomarından öteye geçmez. Muazzam güç harcanan şaheserler bile, muhteşem öykülerin anlatıldığı büyük eserler bile, kapakları açılmadığı sürece kağıt parçalarından ibarettir. Fakat insanların duygularını döktükleri, değer verdikleri kitaplar yürek barındırır.” Okuyup üstünkörü geçilen, bittikten sonra kitaplıkta yerini alan, hakkını verememiş olma düşüncesine iten, satır aralarına inip derinlemesine düşünmeyi gerektiren, tekrar tekrar okunmayı hak eden, kimi zaman akıp giden kimi zaman zorlayan kimi zaman da sayfa sayılarının gözümüzü korkuttuğu ve ertelediğimiz kitaplar… Şöyle bir baktım kitaplığıma. Özenle mi dizmiştim yoksa gelişigüzel mi? Hangi kitaplar beni çok etkilemişti? Sadece sözcüklerden ibaret olmayan kitapların hissettirdiği o duygular hâlâ taze miydi? Duygularımı kitaba dökmeden bütünleşip içselleştirmeden ya da kendi düşünlerimle beslemedikten sonra kitabın verdiği o his, zamanla siliniyor. Geriye kitaba sahip olmak duygusu kalırken okuma listemden bir kitap eksilmiş oluyor. Bu kendimde deneyimlediğim pek de yeni olmayan bir duygu. Uzun zaman önce okuduğum ve etkisinde kaldığım kitaplara karşı tahlillerini yapmamış olmaktan huzursuzluk duyuyorum. Bu da o kitapları yeniden okuma ve enine boyuna inceleme düşüncesini ortaya çıkarıyor. Tam da kitabı okurken bu düşünceler, tekrar tekrar belirdi zihnimde. “İstiflemek için mi aldın, bekletme artık!” diyerek ertelediğim kitapları düşündüm, sorguladım kendimi; okurluk tecrübelerimi ve alışkanlıklarımı. Okumaya yeni başlayanlar için kendi öz düzenlemelerine katkı sağlamak, farkındalık oluşturmak adına faydası olacaktır diye düşünüyorum. Kıymetli kitapların varlığını ve değerini hatırlatması, onlara yeterli ilgi ve zamanın verilmesi gerekliliğini
Edebiyat
Kitapları Kurtaran KediSosuke Natsukawa · Turkuvaz Kitap · 20203,512 okunma
Puan vermedi·188 syf.··
2023 173. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 07 Ağustos 2023 15:07
Bir hikaye vardı, tam elimin altında içinde bulunduğu coğrafyanın özelliklerini, kültürünü, izlerini taşıyan ve sayfaları çevirdikçe heyecanı diri tutup merak uyandıran. Hemen içine giriverdiğiniz ve karakterlerin duygularına ortak olduğunuz bir hikaye. Yeri geldiğinde “hayır” diyebilmenin ne kadar gerekli olduğunu hatırlatan, küçücük bir umudun bile insanın nasıl tutamağı olabileceğini vurgulayan sevgi ve nefretin, kıskançlık ve hoşgörünün, iyilik ve kötülüğün harmanlandığı, yüreğe dokunan bir hikaye bu. İstemeye istemeye evinden uzaklaşıp başka bir köye çoban olarak giden Sadık’ın yaşadığı olayları ve onun duygularını anlatan kitapta karakterler iyi ve kötü diye sınıflandırılmış. Etrafındaki herkesin sevgi ve saygısını kazanan Cemşit Ağa, iyiliğin, merhametin daha yapıcı ve kabul gördüğünün güzel bir örneği olurken, Yakup Ağa ise tam tersi içinde büyüttüğü haset tohumuyla herkesi yok edebilen, çıkarı uğruna her şeyi göze alabilenlerin temsili olmuş. Ne diyordu İbrahim Tenekeci: "İnsan birçok şeyini saklayabilir: Sırrını, hayalini, gerçek fikrini. Fakat kibrini ve kinini ancak bir yere kadar saklayabiliyor." Kitapta bazı anlam kaymaları, anlatım bozuklukları olsa da kurguya odaklandığım için ilk sayfalarda hissettiğim rahatsızlık, yerini merak duygusuna bıraktı. Yoğun okumalar yapamadığım şu dönemde kitabı bitirmem uzun sürdü. Oysaki bir solukta okunabilecek keyifli bir eser. Sevdiklerinizle ve kitaplarla kalın. Keyifli okumalar.
Edebiyat
GavanHakan Çelebi · İkinci Adam Yayınları · 2023159 okunma
Reklam