Yatak odası sessiz. Annemin içinde milyarlarca sperm yüzüyor, erkekler önde. Taşıdıkları sadece göz rengi, boy, burun şekli, enzim üretimi, mikrofaj direnci talimatları değil, her biri bir de hikaye taşıyor. Bir karanlığa doğru yüzüyorlar; uzun, beyaz, ipek bir iplik kendi etrafında dönerek ilerliyor.
Bu iplik iki yüz elli yıl önce oluştu; biyoloji tanrıları eğlence olsun diye bir bebeğin beşinci kromozomuyla oynadıklarında; o bebek bu değişimi oğluna geçirdi, o da iki kızına, kızlar da çocuklarından üçüne (benim büyükbüyükbüyük . . . falan filan.) Ve sonunda gelip büyükannemle büyükbabamın vücuduna yuvalandılar. Gen yukarılara, bir dağa tırmandı, orada bir köy yarattı. Yanan bir şehirde yakalandı ve kötü bir Fransızcayla paçayı kurtardı. Okyanusu geçerken bir aşk yarattı, gemi güvertesinde dolandı ve cankurtaran botunda sevişti. Saç örgüleri kesildi. Detroit'e giden trene bindi, Hurlbut'ta bir eve taşındı, rüya tabirleri kitabına danıştı, bodrum katta gizli meyhane açtı, 1. ibadethane' de işe girdi... Sonra gen tekrar hareketlendi, yeni vücutlara sıçradı. İzci oldu, ayak tırnaklarını boyadı; "Begin the Beguine"i çaldı arka pencerelerde, sinemada savaş haberleri izledi; giriş sınavına katıldı, dergi yıldızları gibi poz verdi; ölüme davetiye aldı, Aziz Christopher'la pazarlık yaptı; müstakbel bir papazla flört etti, nişan attı; üst düzey bir asker onu kurtardı... Daima hareket etti, telaşla ilerledi, şimdi önünde birkaç dönemeç daha var; Annapolis ve denizaltı avcılığı... Biyoloji tanrıları onların zamanının geldiğini biliyorlar, bekledikleri an işte bu ve kaşık sallandığında ve yaya endişelendiğinde benim kaderim belli oluyor...
1954'ün 20 Mart'ında Chapter Eleven dünyaya geldiğin de biyoloji tanrıları başlarını sallıyor, "Hayır, pardon, sen değilsin." Hala