“sen küçük kadınım, hastalığı sağlığı siktir et… koşarken, uçarken, kaçarken, ağlarken… birlikte yok olup gitmeyi, kabul ediyor musun?”
gözlerimdeki yaşların kıpırdamasına aldırmadan, kafamı salladım evet der gibi.
“ben de, tilkilerimin bana verdiği yetkiye dayanarak bizi dünyanın en kutsal çifti ilan ediyorum! gelini öpebilirim.”
belimdeki elini kaydırarak, başımın arkasına yerleştirdi ve dudaklarıma karmaşanın ortasında tutkulu bir öpücük kondurdu
"aramızdaki temel fark ne, biliyor musun?
sen insanlara baktığın zaman üniformalar,
bayraklar ve din görüyorsun"
"peki, sen ne görüyorsun bakalım?"
"insan, sadece insan. seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan."