“Acı mı, nasıl yani?” diye sordu Charly.
“Tam bilemiyorum...”
“Rita ile aynı fikirdeyim. Son üç yılı ben de tekrar yaşamak istemem” dedim.
Kütüphanenin kokusunu ve çektiğim sonsuz yalnızlığı düşündüm.
Charly ile orada oturup acı kahvelerimizi içerken Neil Young’ın “After the Goldrush” adlı şarkısını dinler, okuduğumuz kitapları tartışır, nasıl bir geleceğin bizi beklediğini tahmin etmeye çalışırdık.
“Charly, doğru söyle, nasıl bir şey?”
“Ne, nasıl bir şey?”
“Yazar olmak, kitabını elinde tutmak.”
Kitabın siyah renkli kapağına bir an baktıktan sonra ceketinin cebine soktu ve durup düşündü.
“Pek önemli bir şey değil” deyip Rita ile benim dudaklarıma birer öpücük kondurdu. “Düşlerimiz daha büyüktü!”
Charly şişeyi bırakıp, o en sevdiği pozunu takındı: Sigarası elinde pencereden bakıyor. “Siz ikiniz de hayatta bir yerlere varamayacaksınız. Her şeyin arkasında bir sorun görmeye bayılıyorsunuz, o yüzden de önünüze gelen nice şansı tepiyorsunuz.”