“İnsana gerçek ile düşsel olanı taban tabana koyması öğretilir, sanki ilki hep bildik bir şeydir, ikincisiyse hep uzaklarda, ulaşılmaz bir yerde durur. Bu karşıtlık yanlıştır. Olaylar hep bildik şeylerden oluşur. Ama bu olaylar arasındaki uyum -gerçeklik denen şey de budur- düşsel bir kurgudur. Gerçeklik her zaman ötelerde bir yerdedir - idealistlerce olduğu gibi materyalistlerce de böyle olduğu kabul edilir.
Platon'a ya da Marx'a göre durum böyledir. Gerçeklik kişinin yorumlayışına göre bir klişeler perdesinin ötesine yerleşir. Her kültür kısmen işleyişini kolaylaştırmak (alışkanlıklarını yerleştirmek), kısmen de kendi gücünü sağlamlaştırmak için böyle bir perde yaratır. Gerçeklik gücü elinde tutanların karşısında yer alır.”
‘ "Güzellik optik bir etki" dedim. Cecilia, dudaklarında ve gözlerinde beyaz şarabın parlaklığı, terasın loş ışığında az önce söylediklerimi, adeta karşı çıkılması imkânsız biçimde çürüten bir gülümsemeyle baktı bana. "Optik etki olmayan hiçbir şey yok. Senin gördüğün dünya hiçbir zaman olduğunu sandığın dünya değil. Ne yakından ne de uzaktan. Beynin kısıtladığı sayıda görsel izlenimlerle oluşturulmuş bir simülasyon görüyorsun. Beyin o kapkaranlık, kemikten mağaraya sıkışıp kalmış. Optik sinirlerden elektriksel uyarılara dönüştürülen verileri alıyor ve onları kendi arşivindeki daha önceki modellere zıt olup olmadıklarına göre yorumluyor. Gördüğün her şey bir serap.' ‘