Kelimenin tam anlamıyla öyle, uyuklayarak yaşıyordum. Bedenim suda boğulmuş birinin cesedi gibi hislerini yitirmişti. Her şey silikleşmiş, puslanmıştı. Tüm varoluşum, dünyada yaşıyor olduğum gerçeği bile bana bulanık bir hayal gibi geliyordu. Güçlü bir rüzgâr esecek olsa, bedenim havalanıp dünyanın en uç noktasına kadar gidiverir herhalde, diye düşünüyordum.
Günün ağarmasına yakın nihayet göz kapaklarım ağırlaşır gibi oluyordu. Fakat tam olarak uyku denemezdi buna. Uykunun kıyısı diyebileceğim bir şeyi parmak uçlarımda çok hafif hissedebiliyordum.
"Masum küçük bir varlık, en güzel düşlerimiz gibi masmavi, ufacık bir can... Sadık da üstelik, seçtiği insandan ayrı düştü mü, sessizce ölebilecek bir kedicik... Sen onu ellerinde tuttun, boşluğun üstünde tuttun ve ellerini açtın... Bir canavarsın sen... Ben bir canavarla yaşamak istemiyorum... "