Evet, Küba Devrimi Marksizm-Leninizm hazinesine büyük bir katkıdır. Ve Küba devriminin muzaffer proleter devrimcileri olan Fidel Castro, Che Guevara ve arkadaşlarından bizim gibi yarı-sömürge ülke Marksistlerinin öğreneceği pek çok şey vardır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Devrimin başarısı bir partinin, sınıfın ya da grubun ürünü değildi. Bu her şeyden önce adalet duyguları Batista'nın zorbalıklarına başkaldıran özgürlük isteğiyle dolu üniversite öğrencileri, aydınlar ve orta sınıftan kişilerin ürünüydü.
Antik Yunan’a bakmaya gerek yok. Hıristiyanlığın ve İslamiyet’in doğuşundan sonraki döneme, filozoflara bakıyoruz, mesela David Hume. 18. yüzyıl. Agnostik, hatta kimine göre ateist. Ama ahlak üzerine yazdığı, söylediği bir ton şey var ve gerçekten de ahlaklı bir insan olarak yaşamış. Adalet için mücadele etmiş birisi. Karl Marx, 19. yüzyılda sosyalizm için mücadele etmiş, adalet için, eşitlik için, özgürlük için mücadele etmiş, sömürüye karşı çıkmış. Lenin, Castro, Che Guevara, sosyalist ekolden birçok insan var. Hepsi adalet için mücadele etmiş insanlar. Sömürüye karşı, emperyalizme karşı, sermayenin sömürü düzenine karşı mücadele etmişler. Bu mücadeleden dolayı ahlaklı insanlar olarak bakıyoruz onlara, belirli bir ahlak paradigmasına göre. Ama bu kişilerin hepsi ateist, biliyoruz. Hatta “Din halkın afyonudur” diyor Marx. “Dinin vaat ettiği mutluluk, hayali bir mutluluktur” diyor Marx. Dolayısıyla din ile ahlak arasında zorunlu bir bağlantı olmadığını sosyalizm de kanıtlıyor zaten, Marx da bunu gösteriyor.