Bununla birlikte, mekânların bireysel bir yanı olduğu için, tıpkı çocukluğumda akşamları -daha sonra aşka taşınan ve onun ayrılmaz bir parçası haline de gelebilen o kaygının içimde yeşerdiği saatte- eve dönerken, kendi annemden daha güzel, daha zeki bir annenin bana iyi geceler dilemeye odama gelmesini istemeyeceğim gibi, şimdi de, Guermantes tarafını tekrar görme arzusuna kapıldığımda, Vivonne Nehri'ndekiler kadar, hatta onlardan daha güzel nilüferlerin olduğu bir nehir kenarına giderek arzumu tatmin etmem mümkün değildir. O zamanlar, mutluluk ve huzur içinde uyuyabilmem için, benim kendi annemin genelde kusur diye adlandırılan ama benim diğer yüz hatlarından ayırmadan sevdiğim, gözünün altındaki lekesiyle yüzünü bana doğru eğmesi gerekirdi. Bu huzuru ileride hiçbir sevgili veremedi bana, çünkü sevgililere daha inandığımız anda onlardan şüpheleniriz ve sevgililerin kalbine, benim annemin kalbine bir tek öpücükle, bir art düşüncenin sakınımı olmaksızın, bana yönelmeyen bir niyetin izini taşımadan, bütünüyle sahip olduğum şekilde sahip olamayız. Aynı şekilde şimdi tekrar görmek istediğim şey de, eskiden bildiğim Guermantes tarafıdır, birbirine sokulmuş iki çiftliğin biraz ötesinde, meşe ağaçlı yolun başında yer alan çiftliktir, güneşin tıpkı bir göl gibi aynalaştırdığı, üzerine elma yaprakları resmedilmiş çayırlardır, bazı geceler rüyamda kendine haslığıyla, adeta gerçek dışı bir güçle beni sımsıkı saran, ama uyandığımda bulamadığım o manzaradır. Hiç şüphe yok ki, Méséglise ve Guermantes tarafları, birbirinden farklı kimi izlenimleri sırf bana hepsini aynı anda yaşatmış olmalarından ötürü içimde ebediyen bir bütün halinde birleştirdikleri için, ileride birçok hayal kırıklığına, hatta birçok hataya maruz kaldım. Kim bilir kaç kez, bana bir akdiken çalısını hatırlattığı