Trakya'da ormanlar şaşırtıyor Markus'u. "Buralardaki bitki ve hayvan çeşitliliği" diyor Eduard, "bütün Avrupa'daki kadar vardır desem inanır mısın?" Yalnız arkadaşına değil gözlerine de inanıyor Markus. Sabahtan akşama kadar ağaçların arasında dolaşırken Eduard'a bir tür sekreterlik yapıyor. İkisi birlikte, bulduklarının listesini çıkarıyor, gördüklerinin çizimini yapıyor, keşfettiklerine isim veriyorlar. İlginç bir şeye rastladıklarında hiç sıkılmadan yol arkadaşına biyolojik açıklamalar yapıyor botanikçi. Akşam yemekleri sırasında ise ormandaki yaşamı anlatıyor, farklı türler arasındaki dengeden söz ediyor. Öyle şeyler öğreniyor ki Markus, dünyaya bakışı bile değişiyor. Örneğin bir gün bir ceviz ağacı görüyorlar. Çevresinde başka hiçbir şey yok. "Bu ceviz" diyor Eduard, "öyle geniş bir alan yaratır ki kendisine, yakın çevresinde başka hiçbir ağacın yetişmesine izin vermez. İnsanı bile çok sevmez bu. Gel yat birinin dibine, yarım saat sonra sersemleyip kaçarsın. Bana sorarsan yalnız havadan değil, toprağın altından da bir şeyler yapıyor hınzır, öyle ki yakınlarında başka bir şey kök salamasın. Ama öte yandan, bütün canlılara da düşman olma şansı yok, yoksa çoğalamaz, kendi kendini yok eder. Örneğin, sincaplar alır ceviz tohumlarını, başka yerlere gömerler de bunlar ancak öyle çoğalabilirler." İlgiyle dinliyor Markus. "Huysuz ama gerçekçi, öyle mi?"
"Evet. Ağaçların da insan gibi çeşit çeşit karakteri vardır. Bazı ağaçlar kendi türlerinden başkasını sevmez, bazılarıysa dost canlısıdır. Bazıları cimri olur, hep kendine ister, bazıları paylaşımcı ve yardımseverdir. Bazıları düşman kardeştir, limonla portakal gibi, yan yana dikemezsin. Ama akasya gibi, iğde gibi bazıları da çevresini gübreler ki, yakınlarında başka ağaçlar da kolayca yetişebilsin."
Eduard ormanı kendine