Bazı anıların açtığı yaralar kapanmaz. Zaman geçtikçe anılar bulanıklaşmıyor, aksine geriye bir tek o anı kalıyor ve diğer her şey yavaş yavaş yok oluyor. Renkli ampullerin birer birer patlaması gibi dünya kararıyor. Ben de aynı şekilde güvende olmadığımı biliyorum.
Onunla yakındım desek de ne kadar yakın olabilirdim ki. Biz birbirimizden destek alıyorduk ama aynı zamanda da hep birbirimizin suratına bir yumruk yapıştırmak istedik. İfadelerimizi silmek istedik. Sonsuza kadar kovmak, hayatımızdan çıkarmak istedik.
Siz bilir misiniz, insanın kendisinin tamamen temiz ve iyi bir varlık olduğu hissinin ne kadar güçlü olduğunu? Vicdan denilen göz alıcı parlaklıktaki mücevherin alnıma çakılmış gibi olduğu o anın parlaklığını?
Askerlerin öldürdükleri insanların cesetlerini el arabalarına koyup bunları en önde taşıyarak yüz binlerce kişiyle silahların karşısında durduğumuz o gün, beklenmedik bir şekilde farkına vardığım içimdeki temiz bir duygu beni şaşırtmıştı. Artık daha fazla korkmadığımı fark etme hissi, şimdi ölsem de olur hissi, yüz binlerce insanın kanının bir arada koskocaman bir damar oluşturduğu bir canlı hissi. Hâlâ hatırlıyorum. O damara kan pompalayarak atan, dünyadaki en büyük ve yüce kalbin atışlarını hissettim. Büyük bir cesaretle onun bir parçası olduğumu hissettim.