Sen altı yedi yaşlarındayken, bir an bile yerinde duramazken ağabeylerinin hepsi okula gidince sıkıntıdan ne yapacağını bilemezdin. Sen ve ben, ikimiz, her gün dere kenarındaki yoldan babanın çalıştığı dükkâna kadar yürürdük. Sen, ağaç gölgelerinin güneş ışığını engellemesini sevmezdin. O ufak hâline rağmen hem güçlü hem de inatçı olduğundan tüm kuvvetinle elimden asılıp beni güneşli tarafa doğru çekerdin. Seyrek ve ince telli saçların ter içinde kaldığı için ışıl ışıl parıldardı. Bir yerin ağrıyormuş gibi kesik kesik nefes alıp vererek, "Anne, şu taraftan git, mümkün olduğunca güneşin olduğu yere doğru." Ben numaradan sana boyun eğermiş gibi davranıp kendimi senin ellerine bırakarak peşinden yürürdüm.
"Anne, bak. Şu taraftaki aydınlık yerde bir sürü çiçek açmış Neden gölgeden gidiyorsun ki? O tarafa gidelim annecim, çiçeklerin açtığı tarafa."