Hiç beklemediği bu fedakârlık karşısında ne yapacağını bilemediği için hiçbir şey yapamadı. Sadece başını eğdi ve yanımdan geçip gitti. Teşekkür bile edemedi. Tek yapabildiği, kasaya çıkınca çantamı alıp bana uzatmak oldu. Ben de, 16 yıldır yanımda taşıdığım, kâğıttan kurbağayı cebimden çekip genç adama verdim. Önce avucundaki kurbağaya, sonra da yüzüme baktı. Kasanın diplerinde hâlâ gözyaşı döken çocuğu gösterdim. Ne demek istediğimi anladı. Cuma'nın kurbağası, elden ele geçip küçük çocuğa teslim edildi. Son gördüğümde çocuk hem iç çekiyor hem de elindeki kurbağaya bakıyordu.
Cuma'nın yaptığı o resimdeki heykellere her bakışımda aklıma Dordor'la Harmin'in gelmesinin, sadece iki dev olmalarıyla ilgisi yoktu. Bir de lotus çiçekleri vardı. Yıllar sonra öğrendim. Lotus çiçeklerinin, suyun üstünde ve Buda'nın elinde neden durduğunu. Renklerine göre değişen anlamlarının, bilgelikten yola çıkıp aydınlanmadan geçtiğini ve zihinsel durulukta dinlenip huzura tırmandığını öğrendim. Hayatın her derinliğine dalıp çıkmak için nefeslerini nasıl tuttuklarını ve tabii ki aralarında kurbağaların dolaştığını öğrendim. Islak kâğıtlardan yapılmış gibi duran kurbağaların. Biraz uzun sürdü hepsini öğrenmem. Ne de olsa, anlaya anlaya gidiyordum. Anlaya anlaya gidince de yol uzuyordu, tabii. Ama acelem yoktu. Gittiğim yere kimse geç kalmıyordu. İstese de kalamıyordu. Çünkü nereye gideceğini bilen için geç kalmak yoktu. Zaten söz konusu olan, geç kalınabilen ya da erken gidilebilen bir yerse, yola çıkmaya bile değmezdi.
Yolumuza devam ettik. Mezarlık duvarı açıldı. Kabirlerin ardındaki kayadan, heybetli duvar bitti. Oradan buradan ağaçlar fışkırmış sırtlar başladı. Eşyaya sanki başka gönül avutan bir sanat ve güzellik manzarası veren doğu güneşinin ışıkları, parıltıları altındaki bu kırlar, mezarlar, rıhtımı harap, kaldırımı bozuk, korkulukları yıkık sahil, göğün bir kısmı yerlere serilmiş gibi uzanan mavi deniz, karşıdan periler sarayı güzelliğiyle görünen beyaz Göksu Kasrı ve uzaklarda bu parlak tablonun son planlarında kalan yeşil tepeler, ufuklar, ressamlara, kartpostallara, bitmez tükenmez konular veren, bu şiir dolu ve güzel manzaralar içinden gidiyorduk.