Hep daha ıssız yolu arayan biz gezginler, hiçbir güne bir başka günü bitirdiğimiz yerden başlamayız; hiçbir şafak bizi günbatımının bıraktığı yerde bulmaz. Toprak uyurken bile biz yol alırız.
Bizler o direngen bitkinin tohumlarıyız ve olgunluk çağımızda, yüreklerimiz duyguyla dalıp taştığında, rüzgara verilir saçılırız.
Sayfa 45 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Ölümün sırrına ermek istersiniz. Ama bu sırrı hayatın kalbinde aramadıkça nasıl bulursunuz ki?
Geceye dönük gözleri güne kör olan baykuş ışığın esrarını ortaya çıkaramaz.
Gerçekten ölümün ruhunu görmek istiyorsanız, yüreğinizin kapılarını açın hayatın bedenine ardına kadar. Çünkü hayat ve ölüm birdir, tıpkı ırmak ve denizin bir olduğu gibi.
Umutlarınızın ve arzularınızın derinliklerinde yatar hayattan sonrasına dair sessiz bilginiz…
Karın altında düş kuran tohumlar gibi düşler yüreğiniz ilkbaharı. Düşlere güvenin, çünkü onlarda saklıdır ebediyetin kapısı.
Ölüm korkunuz, kendisini onurlandıracak olan kralın huzuruna çıkan çobanın titremesinden başka bir şey değildir.
Çoban titrerken sevinçli değil midir kralın armasını taşıyacağı için? Yine de asıl farkında olduğu titreyişi değil midir?
Sayfa 43 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Bütün saatleriniz evrende benlikten benliğe çırpılan kanatlardır.
Ahlakı sadece en güzel kıyafeti olarak taşıyan, çıplak dolaşsa daha iyidir. Ne rüzgâr ne de güneş delebilir çıplak tenini.
Davranışlarını etik ile tanımlayan kişi, şarkı-kuşunu bir kafese hapsetmiş demektir. Şarkıların en özgürü demirler ve teller arasından gelen değildir.
Eğer Tanrı'yı bilmek isterseniz, bilmece çözmeye girişmeyin. Onun yerine çevrenize bakın, O'nu çocuklarınızla oynarken göreceksiniz.
Evrenin derinliklerine bakın; O'nun bulutta yürüdüğünü, şimşekte kollarını uzattığını ve yağmurla yeryüzüne indiğini göreceksiniz. O'nun çiçeklerde gülümsediğini, sonra doğrulup ağaçlarda el salladığını göreceksiniz.
Sayfa 42 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Nerede arayıp, nasıl bulacaksınız güzelliği; güzellik bizzat yolunuz ve rehberiniz değilse? Ve güzellikten nasıl söz edeceksiniz, sözlerinizi dokuyan o değilse?
İncinmiş ve mağdur olanlar der ki: "Güzellik şefkatli ve naziktir. Kendi ihtişamından yarı mahcup genç bir anne gibi dolaşır aramızda."
Tutkulu olanlar der ki: "Hayır, güzellik kudretli ve dehşetli bir şeydir. Fırtına gibi ayağımızın altındaki toprağı ve başımızın üstündeki göğü sarsar."
Yorgun ve bıkkın olanlar der ki: "Güzellik tatlı fısıltılardan oluşur. Ruhumuzda konuşur. Sesi sessizliklerimize teslim olur, gölge korkusuyla titreyen zayıf bir ışık gibi."
Ama yerinde duramayanlar der ki: "Dağların arasında bağırdığını duyduk, bağırtılarıyla birlikte nal sesleri, kanat sesleri ve aslanların kükremeleri duyuldu."
Geceleyin kentin muhafızları der ki: "Güzellik şafakla birlikte yükselecek doğudan."
Öğle vakti çalışanlar ve yolcular der ki: "Onu gün batımının pencerelerinden dünyaya eğilmiş gördük." Kış vakti karda mahsur kalanlar der ki: "Baharla birlikte gelecek tepelerden aşarak."
Yaz sıcağında ekin biçenler der ki: "Onu güz yapraklarıyla dans ederken gördük, saçında da kar birikmişti rüzgardan."
Güzelliğe dair bütün bunları söylediniz, ama aslında ondan değil, giderilmemiş ihtiyaçlardan söz etmekteydiniz; hem güzellik bir ihtiyaç değil, coşkunluktur. Ne susamış bir ağızdır ne de uzatılmış boş bir avuç. Tutuşmuş bir yürek, büyülenmiş bir ruhtur.
Ne görmek istediğiniz imgedir ne de duymak istediğiniz şarkı. Gözlerinizi kapatsanız da gördüğünüz imge, kulaklarınızı tıkasanız da duyduğunuz şarkıdır güzellik.
Ne oluklu ağaç kabuğu içindeki özsuyudur ne de bir pençeye takılı kanat. Sonsuza dek çiçek açan bir bahçedir, sonsuza kadar uçuşan melekler topluluğudur.
Güzellik hayattır, kutsal
Sayfa 40 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu