Son yılında, hepimizin çok korktuğu yalnızlığın aslında nerede var olduğunu anlayamadığından sık sık yakınırdı. Yalnızlık dediğimiz şey nedir aslında, sadece başkalarının eksikliği olmamalı, insan bir başına olabilir ama yalnız olmaz; ve insanların yanındayken de yalnız olabilir, o zaman nedir yalnızlık? Karmaşa içinde yalnız olabilmemiz onun kafasını hep meşgul ediyordu. Tamam, diyordu başkalarının da yanımızda olması, yanı başımızdaki boşluğu doldurmaları önemli değil. Bizi överlerken bile, ya da dostça bir konuşma sırasında akıllıca, kendilerini bizim yerimize koyarak öğüt verirlerken bile yalnız olabiliriz. Demek ki yalnızlık salt başkalarının mevcudiyetiyle ilgili bir şey değil; ve yaptıkları şeyle de. Öyleyse neyle ilgili? Neyle Tanrı aşkına?
Fatima hakkında da, ona karşı olan duyguları hakkında da benimle konuşmazdı, Mahremiyet son kutsal şeyimiz, derdi hep. Sadece bir tek kez şunu söylemekten geri duramadı: Onun yanında yatıyor, soluklarının sesini duyuyorum, sıcaklığını hissediyorum; ve dehşetli yalnızım, dedi. Nedir bu? NEDİR?
Solidão por proscrição, Dışlanarak yalnız kalma, diye not etmişti Prado. Başkaları bizden ilgilerini, saygılarını ve takdirlerini esirgerlerse neden onlara şunu söyleyemiyoruz: ''Bütün bunlara ihtiyacım yok, ben kendime yetiyorum?'' Bunun elimizden gelmemesi korkunç bir özgür olamama biçimi değil mi? Bu bizi başkalarının kölesi yapmıyor mu? Buna karşı hangi duyguları bent olarak, koruma duvarı olarak koyabiliriz? İçimizdeki sağlamlık ne türde olmalı?