Prado ile O'Kelly, sadakati doğurabilecek bütün nedenleri o başlığın altında sıralamışlardı.
Ötekinin suçu; gelişimde ortak adımlar; paylaşılan acı; paylaşılan sevinç; ölümlüler arasındaki dayanışma; görüş birliği; dışarıya karşı ortak mücadele; ortak güçler ve zayıflıklar; yakınlık ihtiyacının paylaşılması; zevk birliği; nefret birliği; paylaşılan sırlar; paylaşılan fanteziler, hayaller; paylaşılan hayranlık; paylaşılan mizah; paylaşılan kahramanlar; ortak alınan kararlar; ortak başarılar, başarısızlıklar, zaferler, yenilgiler, paylaşılan hayal kırıklıkları; ortak hatalar
Bu listede sevgiyi göremediğini söyledi Gregorius.
'' Sevgiye inanmazdı. Hatta kaçınırdı o kelimeden. Kitsch bulurdu. Şu iç şey dışında bir şey yok derdi: Arzu, hoşnutluk ve güvenlik duygusu. Bunların hepsi geçiciydi. En geçici olanı arzuydu, sonra hoşnutluk geliyordu ve ne yazık ki güvenlik de, yani birinin yanında kendini korunmuş hissetmek de, günün birinde dağılıp giderdi. Hayatın olmayacak talepleri, baş etmemiz gereken her şey, ne yazık ki pek çoktular, çok güçlüydüler, bu yüzden duygularımız yara almadan uğraşamazdık onlarla. Bu yüzden sadakat önemliydi. Onun bir duygu olmadığını söylerdi, bir arzuydu o, bir karardı, ruhun taraf tutmasıydı. Karşılaşmaların tesadüfiliğini ve duyguların rastgeleliğini bir zorunluluğa dönüştürürdü. Bir tutam sonsuzluk, derdi, sadece bir tutam, ama olsun. Yanıldı. İkimiz de yanıldık.''
Daha sonra, Lizbon'a dönüşümüzden sonra, insanın kendine karşı sadakati olup olmadığı sorusu kafasını sık sık kurcaladı. İnsanın kendinden de kaçmaması sorumluluğu. Ne zihninde ne de gerçekte. İnsanın artık kendinden hoşlanmasa bile kendi tarafını tutmaya hazır olması. Kendini değiştirip başka türlü yazmayı ve sonra bu yazdıklarının gerçeğe dönüşmesini sağlayabilmeyi