Gençlerimiz Anadolu Lisesi, Fen Lisesi, Kolej muhabbeti yahut iki basamaklı ÖSS sisteminde test ile tost arasına sıkışıp kaldılar. Bu çocukların zihinleri kadar gönüllerini ve ruhlarını da eğitmemiz gerekir. Bu da ancak kültürle ve sanatla olur.
İskender Pala, Karun ve Anarşist romanında okuru yalnızca tarihsel bir anlatıya değil, zenginlik, iktidar, adalet ve insan ahlâkı ekseninde çok katmanlı bir düşünce dünyasına davet etmiş. Yazar, bir yanda servetiyle efsaneleşmiş Karun figürünü, diğer yanda düzen karşıtı bir anarşisti merkeze alarak iki uç dünya görüşünü karşı karşıya getirmiş bunu yaparken de her zaman olduğu gibi akıcı bir dil kullanmış. Romanın temel çatışması, mutlak zenginlik ile mutlak başkaldırı arasında işlenmiş. Karun, maddi gücün ve dünyevî ihtişamın sembolü olarak karşımıza çıkarken; Anarşist karakter, otoriteye, düzene ve adaletsizliğe karşı duran bir vicdan sesi gibi. Pala, bu iki karakteri yalnızca birey olarak değil, aynı zamanda felsefî ve ideolojik duruşların temsilcileri olarak kurgulamış. İskender Pala’ya özgü akıcı, yer yer şiirselleşen dil, bu romanında da kendini göstermiş. Roman, klasik doğrusal anlatımdan ziyade karşılaştırmalı ve düşünce merkezli bir yapıya sahip. Olaydan çok fikir ön planda.Bu yönüyle Karun ve Anarşist, hızlı bir macera romanı değil; okurdan dikkat ve zihinsel katılım bekleyen bir eser. Karun ve Anarşist, İskender Pala’nın tarihsel bir figürü çağdaş bir sorgulamayla buluşturduğu, ahlâkî ve toplumsal meseleleri edebiyat yoluyla tartışmaya açtığı önemli romanlarından biridir.
“Savaş gelip çatınca ülkedeki neslin ölmesi değildir asıl kötü olan, o ülke culturasının ölmesidir. Bir ülkede bütün bir nesil ölmüş olsa bile, cultura yaşıyor olduktan sonra o ülke kendi küllerinden yeniden doğar. Ama culturası ölen milletler, nesiller boyunca yaşasa bile kendileri olarak yaşamaz; onun yerine köleler, paryalar, kimliğini kaybetmiş zavallılar olarak hayat sürerler.”