Eray Gümüş

Eray Gümüş
@chicko
he/him Tıp 4/6 *temet nosce*
Kuşadası
5 Temmuz 2001
20 okur puanı
Ocak 2024 tarihinde katıldı
Puan vermedi·464 syf.··
2024 12. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 19 Mart 2024 21:52
"Birisi kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında, cırt diye açılıveriyor ve kanamaya başlıyor yeniden oluk oluk.. Birine teslim olduğumuzda ve içimizi döktüğümüzde, bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıyor. Oyüzden değil mi içimizi tutmalarımız, birine teslim olmaktan korkmalarımız, ortalıkta gergin ve tedirgin dolanmalarımız? -Anlatsam mı, anlatmasam mı?- Kararsızlığımız. - Bu sevgi beni acıtır mı? - Kuşkularımız.. Her zaman seni üzecek birileri olacaktır. Tek yapmamız gereken; sevginin bize vaadettiklerine güvenmeyi sürdürmek, ama kime ikinci defa güveneceğimizi de iyi seçmek." O kadar zor bir kitaptı ki sanki “yüzyıldır” okuyorum :( Aynı zamanda da çok mükemmel ve kaliteli bi kitap ama gerçekten çok fazla çaba istiyor. Belki de ben yoğun olduğum bir dönemde, çok fazla vakit yaratamadığım bir dönemde okuduğum için bu kadar sıkıldım ve zorlandım. Kitabın içerisinde bir “akışta” olamadım, hoş bu durumu muhtevası dolayısıyla bu kitabın kendisinde yaşıyor olmam da ironik. Keşke karakterlerin kendilerine has isimleri olsaydı, gerçi bunun kasten bu şekilde yapıldığını düşünüyorum (Bir aile soyunu anlatıyor, bize bunun üzerinden bir şeyler sorgulatıyor fakat bütün karakterler birbirinin aynı isminde. Yani şu sülaleyi.. artık oldum :d Kitabın başında da bir soyağacı eklemişler -asla geri dönüp anlamaya da çalışmadım :d- dark dizisi gibi.) Neyse işte karmaşıklığı yaratan bu durumu keyifle eleştirmeyi çok isterdim :d ama bunun kitabın ruhunu daha iyi anlatabilmek adına kasıtlı yapıldığını düşünüyorum. Fantastik ögelere yer vererek de “gerçekliği” bu şekilde aktarma durumunun da kasıtlı yapıldığını düşünüyorum (Gabriel Marquez tmm knk Nobel’i hak ettin :d) İnsan yaşamlarını, sistemi, coğrafyayı, olguları ve duyguları güzel yansıtmış yansıtmasına da biçemi zordu, beni de
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,4bin okunma
Reklam
Puan vermedi·456 syf.··
2024 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2024 01:07
“Bu kitabı ilk kez okuyorsanız ve travmatik bir deneyim geçmişine sahipseniz içerikte son derece rahatsız edici unsurlar bulunduğunu unutmayın ve okuma hızınızı buna göre ayarlayın.” diyor kitabın başında. Gerçekten o kadar korkunç, ağır vakalar var ki içerisinde, okurken çok üzüldüm. İşin kötüsü de bunları çocukların yaşıyor oluşları. Henüz hayatla alakalı hiçbir algıya sahip olmayan yalnızca sevgi görmesi ve oyun oynaması, hayatı keşfetmeye çalışması gereken çocukların bunlara maruz kalması çok çok üzücü :( Hem de hiç hak etmeden -hoş bunları hiçbir yaş grubundaki insanlar hak etmez- Yalnızca bir kere yaşanılacak bu hayata bu kadar sıfır geriden başlamak, en temel duyguları hiç hissedememek hatta bilememek… “Çocukluk travması” kavramı psikolojide ilgimi çok çekiyordu. Yetişkinler de seanslara gittiğinde hep çocukluğa iniyorlar ve bu çok aşina olduğumuz bir şey. Bu yüzden merak ediyordum. Tamamen hak etmeden, bilincinde olmadan çocuklukta başlarına gelen bu travmatik olaylar (sanki aslında engelli doğmak gibi) insanlarda gerçekten “kalıcı” etkiler mi bırakıyor? Uzun süreli terapilerle, ilaçlarla bunları düzeltemez miyiz? Ve ne yazık ki bu kitapta bunun cevabını hayır olarak aldım :( Çocukluk travmalarına ancak bununla “daha iyi şekillerde” yaşayabilmek için yaklaşıyorlar (ki kitapta çocukların gelecekte hayatlarını inşa etmeleri ve güzelleştirmelerine de değiniyor vakaların sonunda, bunlara da tanıklık etmiş olmak beni çok mutlu etti) Yani bu çocuklarda ancak minör değişiklikler yapabiliyoruz onların hayata ve kendilerine bakış açılarını geliştirebilmek adına. Beyin gelişimimizin en majör olarak geliştiği (daha hızla, daha kolaylıkla ve daha kalıcı) ve şekillendiği ilk 3 (5) yılda yoğun strese maruz kalmış çocuklar bu durumu ne yazık ki hayatları boyunca
Köpek Gibi Büyütülmüş ÇocukMaia Szalavitz · Koridor Yayıncılık · 202510,5bin okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2024 10. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 14 Şubat 2024 17:00
“Ah hayır canım aslında çok iyi biriyim, ama kabul etmeliyim ki çok kötü bir Büyücü’yüm.” Çooookkk tatlı bir kitap :) Bir masal gibiydi ki masallarla alakalı güzel olan şey aslında çocuklara ithaf edilmesine rağmen her yaşta okuyabilmek ve hayattaki yaşam dönemimize göre de bundan farklı anlamlar çıkarabilmek. Burdaki verilmek istenenler de çok güzeldi, tabii şimdiki kendimin entegre edebildiği kadarıyla. Dorothy’nin çıkan bir hortum aracılığıyla başka bir evrene gitmesi ve kendi evine geri dönme yolculuğu… ki “yolculuk” bu kitapta en önemli kavram. Gittiği dünyada herkes ona süper güçleri olan biriymiş gibi yaklaşıyor çünkü tesadüf eseri olan geliş şekli yine tesadüf eseri ordaki etkisi büyük kötü bir cadıyı öldürmesine vesile oluyor. Aslında Dorothy o çok renkli evrende değerli pozisyonda kayda değer bir hayat da yaşayabilirdi ama tabii ki kendisi geldiği dünyaya ait, o dünya ne kadar gri de olsa (dünyanın griliği ve gittiği evrendeki abartı renklilik kitapta güzel bir şekilde hissettirilmiş, burda aslında siyah ve beyaz olmak değil gri olabilmek ve bundan keyif alabilmeye de parmak basıldığını düşünüyorum, filminde de böyleydi) kendisini ait hissettiği yer orası nihayetinde. Halk ona Oz Büyücüsü’ne gitmesi gerektiğini bunu ancak onun başarabileceğini söylüyor ve Dorothy onu bulmak için yola koyuluyor. Yolda sırasıyla içi samanla dolu bir korkuluk,teneke adam ve bir aslanla karşılaşıyor ve bu kişiler de Dorothy’nin Oz’a ulaşma yolculuğunda ona katılıyor. Korkuluk kendisi için bir beyin, tenekeden yapılmış adam da kendisi için bir kalp, aslan ise kendisi için bir cesaret istiyor. Bunu sağlayacak kudrette olduğu için hep birlikte Oz’a gidiyorlar. Yolda birtakım olaylar ve zorluklarla karşılaşıyorlar ama nihayetinde Oz’a ulaşıyorlar. Oz onların bu isteklerini
Oz BüyücüsüL. Frank Baum · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202218,1bin okunma
Puan vermedi·56 syf.··
2024 9. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 13 Şubat 2024 15:13
“Önemli olan zamanı ne yönde yaşadığınız değil, nasıl yaşadığınız.” “En güzel mutluluklar olması gerektiği zamanda yaşananlardı.” Gidin filmini izleyin. Hayatımda ilk defa filmini kitabından daha çok beğendim. Kitapları ruhsal dünyalarına, düşüncelerine de yer verdiği için ve de yarattığımız hayal gücü bize ait olduğu için hep daha güzel bulurum ama bunun filmini aşşşırı sevmiştim -o zaman kitabının olduğundan haberim yoktu- ve buna ithafen kitabını da alıp okumak istedim. Çok ince olduğunu görünce hüsrana uğramıştım. Bu film bu kitaba sığmaz, sığamazdı çünkü. Meğerse asıl Benjamin Button o filmde inşa edilmiş, yaratılmış. Asıl mimari bu kitabın yazarı değil filmin senaristiymiş. Kitabı çok basit buldum. Bir çocuk kitabı gibiydi sanki. Olayın ilginçliği sebebiyle filmini bilmiyorsanız kitabı okuyabilirsiniz fakat bence okumanıza hiç de gerek yok. Direkt gidip filmini izleyin ki filmi benim en sevdiğim filmler arasında. Benjamin’e bakan biyolojik olmayan annesi, babasının sonradan gelip onun yanında olmaya çalışması, Benjamin’in aşkı, kızıyla olan ilişkisi falan çoooookkkk güzeldi. Burası letterbox olmadığı için filmden bahsetmek istemiyorum fakat kitabı da konuşmaya değer bulamadım açıkçası, hüsrandı :( “Saatler artık onları kavuşturmak için değil birbirlerinden uzaklaştırmak için işleyecek.”
Benjamin Button'ın Tuhaf HikayesiF. Scott Fitzgerald · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202027,8bin okunma
Puan vermedi·126 syf.··
2024 8. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2024 20:13
“Onu göreceğim! Ve o an bütün gün yapmak istediğim başka bir şey gelmiyor aklıma. Her şey, her şey bu ümitle iç içe geçiyor.” Kitabın başlarına aşık oldummm. Werther’in insanlık, toplum, sevgi, yaşam, hüzün anlamında dile getirdikleri... Muhteşemmmm. Bu yüzdendir ki kısa bir kitap olmasına rağmen bu kitapla alakalı bir milyon alıntı paylaştım. Çizdiğim yerleri toplasam bu kitap kadar yapar, hatta kendim de eklemeler yapıp onların da altını çizdim dermişim :d İşte bu şekilde psikolojik, düşünsel, çıkarımsal, durumsal olguları çok seviyorum. Wertherin hem melankolik hem romantik hem de rasyonelist yanını da çok sevdim. Tabii burda bir denge kurabilmek gerekiyor, karakterimiz aslında her şeyin farkında birisi olarak kendisinin bu durumunun farkına varamamış. Neticede düşünceleri ve hisleri altında boğuluyor, talihsiz bir durum. Onun elinden tutup psikolojik destek almaya götürmeyi çok isterdim (tabii o zaman Werther, Werther olmaktan çıkardı, biz de bundan bu şekilde etkilenemezdik) ama kitabın yazıldığı o dönemden bahsediyoruz tabii ki -kitap yazıldıktan sonra yasaklanmış bile, çünkü insanlar Werther karakteri gibi mavi ceket, sarı yelek, sarı pantolon giyip sokaklarda dolaşıyormuş ve intihar vakaları artmış- Neyse işte bu kısımlar çok güzeldi ve şiddetle de okumanızı tavsiye ederim. İllaki kendinizden bir şeyler bulacaksınızdır çünkü, kaçınılmaz. Ama olay örgüsünü çok içselleştirebildiğimi söylemem. Kitabın beni ağlatmasını geçtim, üzmedi bile. Tövbeler haşa bir kalbim yok mu yoksa :d Yani Werther’in Lotte’ye aşık falan olduğunu düşünmüyorum. Başlarda etkilendi ve bu etki sonradan derinleşti de haklı olarak fakat sonrasında olay aşk olmaktan çıkıyor ve tamamen bir saplantıya dönüşüyor. (Çünkü Lotte’nin düşüncelerine de saygı duymuyor ve onu da tehlikeye atıyor, hoş
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024149,9bin okunma
Reklam