Hayat dertlerle doluydu, acılarla, biri bitince öbürü gelen, öbürüne alışırken bir yenisi bastıran ve yüzlerimizi birbirine benzeten derin acılarla. Birdenbire de gelseler, bu acıların çoktan beri yolda olduğunu biliyorduk biz, onlara kendimizi hazırlamıştık, ama gene de dert, bir kabus gibi üzerimize çökünce bir tür yalnızlığa kapılıyorduk; başka insanlarla paylaştığımızı sandığımız zaman mutlu olacağımız umutsuz ve vazgeçilmez bir yalnızlık.
Galip'in hikaye edeceği ayrıntıları dikkatle dinledikten sonra Celal anlatırdı; Celal anlattıkça dünya anlamlanır, burnumuzun ta dibindeki 'gizli' gerçekler daha önce bildiğimiz , ama bildiğimizi bilmediğimiz zengin bir hikayenin şaşırtıcı parçaları haline dönüşür, böylece, hayat da, daha bir katlanılabilir olurdu. İran Konsolosluğu'nun bahçesindeki ıslak ağaçların parlayan dallarına bakarken Galip, kendi dünyasında değil, Celal'in anlattığı dünyada yaşamak istediğini düşündü.
Gezegenin bir yerlerinde olduğunu bilmek benim için her zaman güzel. Lütfen soluk mavi noktamızda kalmaya ve tadını çıkara çıkara yaşamaya devam et, ben öyle yapacağım. Gülmeyi ihmal etme, sağlığına özen göster, soranlara selam söyle.
Başka bir hayatta görüşmek üzere
Duyguları çok fazla başıboş bırakırsan çeker giderler., ben bu olaydan bunu anladım. Giderler ve dönüp arkalarına bakmazlar bile. Kendisine saygısı olan varlıklardır duygular. Yeteri kadar iyi değerlendirilmedikleri yerde durmaz, daha gerçek hissedecekleri bir yuva aramaya koyulurlar. İşin aslı, buna da layıktırlar. Bize konup sonra kuşlar gibi uçan o aşk da, umarım ihtiyacı olan birilerine gitmiştir Osman.