“Bir şeyleri elimde tutmak için uğraşmaya inanmıyorum artık. Bırakmaya inanıyorum. Ben artık tutmayayım, sıkmayayım, endişe etmeyeyim, öyle kendi haline bırakayım her şeyi, kalacakları varsa kalsınlar, gideceklerse de gitsinler istiyorum.”
(…)
“Telefonu mesela,” diyorum sonra. “Sıkıldıysam kapatayım işte telefonu. Kapatayım gitsin. Artık sırf korkularım yüzünden istemediğim şeylerle uğraşmak, kendi ayağımla gidip onlara mahkûm olmak istemiyorum. İstemiyorum.”
Değiştirmeyi ummadan, zımparalamaya kalkmadan, kimse, neyin içindeyse, tam da öyle benimsedim. Gerçekten sevmek, birini her neyse tam da öyle kabullenmek, başka türlüsünü hayal bile etmemek değil mi? Onu, daha iyisini, eksiksizini düşlemeden bağrına basma yetisi. Olduğu gibi.