Ayşenur

Kerem bir bina gibidir, yumuşaklık onun temeli Ya da bahçedeki gül gibidir, al bir güldür Yıkılana destek ol, eksileni tamamla Böyle birine insan kendi isteğiyle kul olur.
Sayfa 27·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
-Yahu böyle vedalaşma mı olur? Bu nasıl bir ahmaklıktır? İnsanlara ne oldu böyle! Arkadaş olduk, koca bir yıl beraber gezdik tozduk? Ondan sonra kuru bir "hoşça kal", tamam! Düşünsene: Ben seni seviyorum, senin için yüreğim paralanıyor! Sen dert adamısın, acıların adamısın, hep tek başınasın, tek başınasın. Seveni olmayan bir adamsın! Bazen uykum kaçar, seni düşünürüm ve sana öyle acırım ki! Hani şarkıda dendiği gibi: Zordur gurbetlik canım kardeşim Hüner ister gurbet elde yaşamak
Sayfa 261·Kitabı okudu
Lukaşka dışarı çıktığında hava büsbütün kararmıştı. Güz gecesi rüzgârsız, ama serindi. Dolunay altınsı ışıltılarıyla yandaki piramit biçimli kavakların üzerinde yükselmeye başlamıştı. Kazak evceğizlerinin bacalarından yükselen duman sise karışarak köyün üzerine örtü gibi yayılıyordu. Bazı evlerde pencerelerin aydınlandığı görülüyordu. Hava tezek, cibre ve sis kokuyordu. Konuşmalar, gülüşmeler, şarkılar, çekirdek çıtlamaları gündüz olduğu gibi birbirine karışmış hâlde, ama daha bir belirginlikle duyuluyordu. Çitlerin üzerine, duvar diplerine yığınla beyaz başörtüsüyle papakların bırakıldığı görülüyordu.
Sayfa 233·Kitabı okudu
Bu başkalarını sevmiyorum artık. Eskiden olsa kendime bunun kötü bir tavır olduğunu söylerdim, "O ne olacak? Ben ne olacağım? Ya Lukaşka?" sorularıyla kendime olmadık eziyetler ederdim. Şimdi hiç önemi yok bu soruların. Bugün sanki bir kişi gibi yaşamıyorum, içimde beni yöneten, yönlendiren, benden çok daha güçlü biri daha var. Evet, şu anda acılar içindeyim, ama geçmişte bir ölüydüm, bugünse kendi hayatımı yaşıyorum.
Sayfa 211·Kitabı okudu
Ağustostu. Gökyüzü günlerdir el kadar olsun buluta hasretti ve güneş yeryüzündeki her şeyi âdeta yakıp kavuruyordu. Sabah esen ılık bir rüzgâr tepelerden, yollardan kaldırdığı kızgın kum bulutlarını havada dört yana dağıtarak kamışların, ağaçların, köyün üzerine yağdırıyordu. Ağaçların yapraklarını, otları kalın bir toz tabakası örtüyordu. Yollar ve tuzlak arazi çırılçıplaktı ve yer öylesine sertleşmişti ki her adımda metale basmış gibi ses çıkıyordu topraktan. Terek'te su diye bir şey kalmamış, ırmak yatağının çukur yerlerine dolan sular bile kurumuştu.
Sayfa 185·Kitabı okudu