İsa kendini ermiş yerine koymuyordu. Yalnız, yurttaşlarının ermişlere yakıştırdıkları biçimde yaşıyordu. Bir çiçek "çiçekmiş gibi", geyik "geyikmiş gibi" yaşayabilir mi? Bir çiçek ya da geyik çiçek ya da geyik olduklarını duyururlar mı? Neyse o'durlar. Kendi yaşamlarını yaşarlar. Belli bir işlevi yerine getirirler. Üzerinde düşünmeksizin, soru sormaksızın dile getirdikleri gerçekliği aralıksız yansıtarak varolurlar. Biri kalkıp da bir çiçeğe ya da geyiğe: "Bakın, harikasınız, çiçeksiniz, geyiksiniz" dese, ağızları bir karış açık kalırdı. "Ne diyorsunuz siz? Dediğinizi anlamıyorum. Çiçekim, geyikim elbet. Başka ne olaydım ki?"
Ve gizemci hayranlar çiçekle geyiğin kendilerine anlatmak istediğini anlayamayacaklardı. Bu mucize karşısında dilleri tutulacaktı. Çiçek ve geyik gibi olmak isteyeceklerdi. Sonunda, çiçeği koparacak, geyiği vuracaklardı. İşlerin bugünkü durumunda, kaçınılmaz sonuç bu dur.