Bitirmek için kendimi epey zorlamak zorunda kaldım, çok sıkıldım. Belki yanlış bir zamanda okumuşumdur, kim bilir. Yine de yazarın diğer kitaplarına bir şans vermeyi düşünüyorum.
Kitaba ağladım. Sonra da, bu kadar kısa bir eserin bana böylesine yoğun duygular yaşatmasına; her anını gözümün önünde sahne sahne canlandıracak kadar güzel yazılmış olmasına oturup yeniden ağladım.
Çok düşündüm, kaç puan vermeliyim? 10’u hak eder miydi? Belki. Ama sonu beni tatmin etmedi. O zaman 9’du. Fakat içinde beni rahatsız eden pek çok olay vardı. 7 mi vermeliydim? Ama sayfaları durmadan çevirmeme neden oldu. O hâlde 8 olsun. 8 de az gibi. 8,5 diyeyim mi? Olabilir. Ama şimdi de 8,5 yok puanlamada. 9 mu, 8 mi? Bilmem. Karar veremedim. 8 olsun; içim rahat etmezse sonra değiştiririm, değil mi?
Beş kitap birlikte olduğundan hepsi için düşüncelerimi ayrı ayrı not edeceğim:
İlk kitap 'Otostopçunun galaksi rehberi' beni resmen kendi dünyamızdan alıp galakside bir geziye çıkardı. Fazlasıyla gülüp eğlendiğim bir gezi oldu bu.
İkinci kitap 'Evrenin sonundaki restoran' en az ilki kadar eğlenceli bir maceraydı, fakat sonu beni şaşırttı.
Ne yalan söyleyeyim, üçüncü kitap benim için aralarında en sıkıcı olanıydı. 'Hayat, evren ve her şey' beklentimin aşağısında kalmıştı, belki de ilk iki kitapta çok eğlendiğim için beklentim fazla yükselmişti. Yine de en uzun zamanımı üçüncü kitap aldı, çünkü beni sayfalara sonlara gelince anca bağlaya bildi.
Fakat, 'Elveda ve bütün o balıklar için teşekkürler' üçüncü kitaptan sonra bu seriyi okumak isteyip istemediğimi sorgulayan bana iyi bir cevap oldu, başladığım an beni içine çekti. Doğrusu, ilk üç kitapta süregelen bir olay örgüsü yoktu. Arthur ile planlanmamış bir yolculuğa çıkıp Ford'un ve evrenin bu kez bizi ne tür bir belaya sürükleyeceğini düşünüp oradan oraya savruluyorduk. Fakat dördüncü kitap Douglas Adams'ın yazmayı ciddi olarak kabul ettiği bir işti. Ortada bir olay örgüsü vardı, fazlasıyla kafa karıştırıcı olsa da güzel işlenmişti ve bütün sayfalar size yazarın 'beni gerçekten de bir otel odasına kilitleyip bunu yazmaya zorladılar' diye bağırdığını hissettirse de, keyifle okumaya devam edebiliyordunuz.
Tüm bunların sonunda, Zaphod'un kendine özgü kısa hikayesine sahip olup (gerçekten kısa, 'Genç Zaphod tedbiri elden bırakmıyor' sadece 10 sayfa sürdü) hele de sonunun böyle olması beni kırmadı değil. Adams'ın Zaphodla bir sorunu varsa, bunu bize önceden söylemesini isterdim, en azından bir işaret olarak göz kırpa bilirdi.
Bu yolculuğun son kitabı olan 'Çoğunlukla zararsız'... sanırım bu konuda konuşmaya henüz hazır
"Güzel bir gün yaşamak, güzel bir hayat yaşamaktır."
Bitirmeye yakınken sık-sık kaç puan vermem gerektiğini düşünüp duruyordum. Hikaye beni düşündürmüştü, karakterlerle birlikte adımlamaktan hoşlanmıştım ve birkaç yıl sonra yeniden okumak isteyeceğim, bana bazen hayatta yavaşlamamın sorun olmayacağını hatırlatan bir kitap olmuştu. 'Öyleyse, neden tam puan vermeyeyim ki?' Dedim kendi kendime. Sonuçta tüm bu zaman boyunca beni kendi dünyasında güzelce ağırladı, neden teknik herhangi bir kısım bu hikayenin zihnimdeki güzelliğini azaltsın ki.