çiğdem tunç profil resmi
çiğdem tunç kapak resmi
instagram : sair.filmenam ️
Özü-gürce düşünelim lütfen..
bilgisayar mühendisi
13 okur puanı
13 Haz 12:18 tarihinde katıldı.
instagram : sair.filmenam ️
Özü-gürce düşünelim lütfen..
bilgisayar mühendisi
13 okur puanı
13 Haz 12:18 tarihinde katıldı.
  • çiğdem tunç tekrar paylaştı.
    Gitmek dediğin şey, sen bir tren ya da bir otobüs camından dışarı bakarken bir kaç ev bir kaç ağaç ve bir kaç elektrik direğinin kalkıp yürümesi değil mi ? Bir kaç ağaç yürüyor yanım sıra. Bir ev yürüyor. Balkonunda bir kadın sabah güneşine karşı bebeğini emziriyor. Sol omzundan bebeğin beline kadar uzanan bir yazma örtmüş. Biz yazma deriz ince başörtülerine. İnce bir yazmanın altında hayat emiyor velhasıl bir bebek. Biraz durup bakabilsem bu tabloya. Ama geçip gidiyorlar ağır ağır. Bir otobüs durağı, bir köprü geçiyor yanımdan. Birazdan hastanenin önünde duracak araba. Her şeyin burda berraklaşacağını biliyorum. Çünkü bulanıklık boğuyor insanı.

    Ne hissediyorum ? Bir hastanın ağrıyan yerini dinlemesi gibi kendimi dinliyorum. Korkuyor muyum ? Bazı insanlar korkudan yaratılmıştır bazıları cesaretten. Korkudan mı yaratıldım yoksa ben ? Bazıları merhametten yaratılmıştır bazıları şerden. “Nar ve nurdan bir zehir” de diyordu biri, bir başkası için. Ya ben ? Ben neyden yapıldım ? Bilmiyorum. Benimde herkes kadar var mayamda cesaretten, korkudan, nardan, nurdan (Hallac’ın “en-el Hak” deyişini anımsa) bir parça. Korkudan o parça büyüyerek sanki her yanımı sarmakta. Bana mı öyle geliyor yoksa ? İçimde birde bir merhamet hissi. Acıma değil ama merhamet. Kendime sarılasım sırtımı sıvazlayıp kendi omzuma dokunasım var.

    Bekliyoruz. Bu kapı ne zaman açılacak ? Ne zaman alacaklar bizi içeri. Beklemeyi sevmem. Hastaneleri sevmem. Hastanelerde beklemeyi hele hiç sevmem. Sedyede sarsılarak birini geçiriyorlar önümüzden. Hastane koridorlarında tıpkı o sedye gibi sarsıntılı geçer zaman. Belki sadece hastane koridorlarında ya da beklerken değil her zaman sarsıntılı geçiyordur zaman. Belki biz farkında değiliz sadece. Belki zaman depremdir herkesin sonumda kendi enkazı altında kaldığı. Ferid Edgü’nün Giden Bir Kedinin Ardından kitabından bir pasaj okurken düşünüyorum bunları. “... eline bir kitap al oku. Göreceksin korkuların geçecek.” diyordu. Evet böyle net sözlere ihtiyacım vardı. Burdan çıkınca gidip o kitabı alacağım. Ve korkularım geçecek. Bu dünyada ardımda bırakacağım belki de tek miras olan kitaplarıma bir yenisini eklemiş olmanın mutluluğunu yaşayacağım hiç değilse.

    Kapı açılıp güler yüzlü hemşire içeri girmemizi söyleyince tüm vücudumun soğuduğunu hatırlıyorum. Birde bunların sevecen tavırları işte. Onlar böyle yapınca ben hep bir sorun olduğunu düşünüyorum. Çoğunlukla gergin ve sinirli olmasına alışmışız hastane personelinin. Biraz güler yüzlü davranınca kesin bir sorun var diyorum. Oldum olası soğuktur ellerim. Yaz kış pek fark etmez. Ama şimdi ellerimden başlayıp tüm vücuduma yayıldığını hissediyorum bu soğukluğun. Sanki damarlarımda buz gibi bir kan dolanıyor. Besbelli ben korkudan yaratılmışım..

    Dün bana maille ilettikleri çıktısını sabah alabildiğim raporu ve CD’yi doktora uzattım. Oturduk sonra üçümüzde doktorun odasındaki serin koltuklara. Hay Allah. Zaten üşüyorum. Birde bu soğuk koltuklar.. Ayakta beklesem tuhaf karşılanacak. Zaten adam neden böyle cümbür cemaat geldiniz der gibi yüzümüze bakıyor. Sabahtadır benimde okuyup hiç bir şey anlamadığım ama her birini ezberlediğim tıbbi terimleri mırıldanıp, her birinden sonra biraz susup, sonra yeni bir tanesini mırıldanmayı bıraksa da bizimde anlayacağımız şeyler söylese keşke. Susup kağıtlara bakıyor şimdi de gözleriyle her iki sayfayı da taradı. İlkokul öğretmenimde böyle yapardı sınav sonuçlarını okurken. O zamanlar kendimden emindim. Elinde tuttuğu kağıtta yazan her şeye hakimdim. Şimdi bilmediğim bir dersin görmediğim bir konusundan sınav olmuşumda bu yüzden kağıtta ne saçmaladığımı bende hatırlamıyor gibi heyecanlıyım. Doktor yeniden bilmediğim ama ezberlediğim kelimeleri mırıldanmaya başladı. Bu sefer hızlı hızlı ama. Yüzü, bakışları gölgeli ama rahattı. Tekrarladı “ hipermetabolik özellikte... hmmm primer akciğer malignitesi..” o mırıldanırken ben saatime baktım. Kaç dakikadır bu adamın konuşmasını bekliyoruz diye. Daha 5 dakika olmamış içeri gireli. Peki ben niye öyle hissetmiyorum. Neden zaman bir çocuğun elinde uzatarak oynadığı sakız gibi uzun ve yapışkan..

    Başını kaldırıp bize baktı. Hangimize bakacağını şaşırıyor gibiydi. “Raporlar ve film sonuçları gösteriyor ki kötü huylu kanserli hücrelerin tes.....” Tamda anladığım dilden konuşurken bu kulak uğultusu da nerden çıktı. Kanserli falan bir şeyler dedi sanki. “Ya sen ne diyorsun ? O benim en iyi arkadaşım.” demek istedim ama bir şey beni boğmaya çalışıyor gibiydi. Hızla yoğun kıvamlı bir şeyin içine batarken göremiyor duyamıyordum artık. Kulaklarımda tiz sesli bir uğultu.. Hemşire kapıyı açınca çıktım sanki. Yüzeye doğru hızla yükseldim. Kulaklarımdaki tiz ses boğuklaşarak son buldu. Doktor susmuştu artık. Duyamadığım dakikalar içerisinde kim bilir daha neler söyledi. “Doğru mu anladım kanser mi dediniz ? Ama o benim en iyi arkadaşım ? “ dedim. Ben bunları söylerken o gülüyordu. Yanlış bir şey mi söyledim diye düşünürken. “Kayınpederim demiştiniz dün. Yanlış mı hatırlıyorum hanım efendi ?” dedi. “Hayır doğru hatırlıyorsunuz. Ayrıca çocuklarının ve eşininde en yakın arkadaşıdır “ dedim. Sonra içimden devam ettim. Kendi sesimi bile duymaya tahammülüm kalmamıştı. Biraz tanısanız sizinde en iyi arkadaşınız olabilirdi. Evet sinirlidir. Esip gürler bazen ama çok ince düşüncelidir. Odanın kapısından çıkarken hala içimden doktorla konuşuyordum. O bana dışından neler dedi hatırlamıyorum. Ara ara kulaklarımdaki uğultu yükselip alçalıyordu. Kesik kesik bazı kelimeler duyduğumu hatırlıyorum yalnızca. “Ameliyat..” “erken teşhis..” “korkulacak pek..”

    O önümüzde biz oğluyla arkasında el ele arabaya yürüdük. Normalde olsa babasının yanında elimi tuttu diye kıyameti koparırdım. Şimdi bir yere tutunmaya ihtiyacım vardı ama. Eli elimde yüzüme bakarken onun tutunmaya benden daha çok ihtiyacı olduğunu anladım. Hakkı vardı.

    Arabada yine bir kaç ev ve ağaç ayaklanıp yanımız sıra giderken, çocuğunu emziren annenin olduğu balkona baktım. Tek başına oturmuş sigara içiyordu kadın balkonda. Bir anda hüzünlendim. Mutsuz bir kadın olmalı. Yoksa bir anne emzirdiği bir çocuğu varken neden sigara içsin dedim. Ben mesela sigarayı bu kadar sevmeme rağmen anne olsam içmezdim. Yanımızdan geçen bahçeli evin avlusunda bir kediyle oynuyordu bir çocuk. Bir böceğin ya da başka bir şeyin peşinden koşuyorlardı. Çocuk sendeledi. Kedi gözlerini kocaman açıp çocuğa baktı. Çocuk yere düşünce yerinden sıçradı kedi. Kedinin sıçramasına duyamadığım kahkahalarla güldü çocuk. “Ne bu böyle ağzınızı bıçak açmıyor. Keşke tek başıma gelseydim.” diyerek bozdu sessizliği. “Eski güreşçilerdenim ben sırtımı yere getiren olmadı daha. Öyle kolay yenilmem ben” dedi aynadan bana bakıp göz kırparken. Umarım içinde dilinin söylediğini söylüyordur dedim içimden. Seri hareketlerini gülümseyerek konuşmasını izlerken. Bir anda önümüzden bir araba geçti hızla kırmızı ışığı dinlemeden. Kallavi bir küfür savurdu sinirle. Aynadan bana baktı sonra. “Hastalıktan falan ölmemde ben bunlar öldürür beni sinirden. Kusura bakma artık sende” dedi yine gülümserken. Sadece gülümsedim bende karşılık olarak. Bütün kelimelerim kopmuş bir tesbihin taneleri gibi dağılıp kaybolmuşlardı sanki. Bu yüzden gülümsedim sadece aynadan. Her şeye rağmen gülümseyebilmek ne güzel diye düşündüm. Böyle gülse yeter. Kim sırtını yere getirebilir.. “Kitapçıda biraz duralım mı?” dedim. “Siz inmeyin ben hemen alıp geleyim.” Biraz sonra arabaya döndüğümde daha güvenli hissettim kendimi. Sım sıkı tuttum elimde kitabı. İnsanlar korkudan yaratılsa ne olur ? Kitaplar cesaretten yaratıldıktan sonra, derken kendime aynadan bana baktığını gördüm. Gülüyordu yine, söylediklerimi duymuş gibi bakarak ama.. Dışımdan mi söyledim ben biraz öncekini içimden mi ?
  • Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında,
    Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
    Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
    Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
    Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık.
    Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
    İn-cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık.
    Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
    İçimde damla damla bir korku birikiyor,
    Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler,
    Üstüme camlarını hep simsiyah dikiyor.
    Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler...
  • Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında dünyayı çocuklara verelim kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi hiç değilse bir günlüğüne doysunlar bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı çocuklar dünyayı alacak elimizden ölümsüz ağaçlar dikecekler..
  • İnsanlar kariyer denen nevzuhur dinin en derin ilhamını üniversiteden almak için fakülte kapılarına dayanırken, abilerimiz asıl meselenin bir gönül almak olduğunu anlatıyorlardı.
  • Yalnızlık kötü. Çocuklar alıp götürüyorlar. Solgun bir gül, duruyorum öylece. Sehir soğuk. Sanki herkes kendi evinde misafir. Kimse bir yere yetişemiyor. Bazen birsey söyleyeyim diyorum, birden uzaklarla konuşurken buluyorum kendimi. Hangisinin yüzü gülerse onun yanında kalıyorum. İnsan geçmişini sevmeden yaşayamazmış. Hatıra ne demek, yeni anlıyorum. Yaz ayları hala iyilik veriyor. Yılda bir kaç gün olsun geliyorum. Otların altında da kalsa, soluk alan zaman benim zamanım. İnsanlar öyle uzak ki, orada da burada da bir yerleşik yabancısın. Bunun acısını da yeni öğreniyorum..
    Şükrü Erbaş
    Sayfa 21 - Kırmızı kedi
  • + kendim , kendi sevgime muhtacım, anlıyor musunuz ?
    + günün birinde tesadüfen bir aynaya bakacaksın ; gözlerin gözlerinin içinde, " güzelim ben , hemde süssüz püssüz , çekici olmaya hiç heveslenmemiş olduğum halde " diyeceksin . Yakınma yok , oraya buraya koşturmalar yok, kendin olacaksın, kendine yeter olacaksın ... kimse göründüğü kadar akıllı , kimse göründüğü kadar büyük ve güzel değildir , bunu öğrenmiş olacaksın..
  • Kuşlarla dolu olan şadırvana gittim. Ben gelince hepsi birden kanatlanıp gökyüzüyle buluştu. Özgürlük onlar için nihayetsiz gökyüzüydü. Şimdi hürdüler. ' Ya ben ' diye geçirdim içimden. Bir esaretten diğer bir esarete mi kucak açmıştım yoksa ? Ömrüm boyunca yaptığım gibi yine kitaplara sığınmaktı isteğim. Elimdeki kitabı açtım ve ortasında bir yerden okumaya başladım ; benimle birlikte şadırvanda ki su yorulmamacasına çağlıyordu. " Rüzgarları rahmetinin önünde müjde olarak gönderen O'dur. Sonunda onlar ( o rüzgarlar ) , ağır bulutları yüklenince onu ölü bir memlekete sevkederiz. Oraya suyu indirir ve onunla türlü türlü meyveler çıkarırız. Işte ölüleri de öyle çıkaracağız. Ola ki ibretle düşünürsünüz. "
  • Ağrıdağının doruğuna yakın yerinde , güneybatı yamacında bir göl vardır , adına Küp gölü derler. Bir harman yeri büyüklüğündedir göl. Som mavi bir sudur. Kuyu gibi. Kırmızı , keskin , ışıltılı kayalıkların dibindedir. Her yıl bahar gözünü açar açmaz Ağrıdağının tekmil çobanları gölün kıyısına gelirler , güneş damgalı kepeneklerini bakır toprağın üstüne serip gölün kıyısına sıralanırlar, kavallarını çıkarıp doğan günle birlikte Ağrıdağının öfkesini günbatımına kadar çalarlar. Ağrıdağı çobanları güzel ,kara , kederli gözlüdürler... küçücük bir ak kuş çobanlar gölün kıyısında kaval çaldıkları sürece üstlerinde döner durur. Gün kavuşunca çobanlar karanlığa karışıp giderler. Ve tam bu sırada da tepede dönüp duran ak kuş gölün üstüne süzülüp iner , kanadını suyun som mavisine daldırır , sonra o da çobanlarla birlikte , karanlığa karışır. Kanadın değdiği göl incecikten dalgalanır, ince dalgalar genişleyerek , gelir , bakır kıyılara vururlar. Sonra , iri bir atın gölgesi gölün üstüne düşer , süzülür gider...
  • İşte ben daha yedi yaşında anladım ki , kitap , insanı doğru yürütüyor !
    Hele bir de kitabı başınızın dışında değil , içinde taşırsanız..
instagram : sair.filmenam ️
Özü-gürce düşünelim lütfen..
bilgisayar mühendisi
13 okur puanı
13 Haz 12:18 tarihinde katıldı.

Okuduğu kitaplar 207 kitap

  • Leyla ile Mecnun
  • Hışırtı
  • Uğursuz Miras
  • Çanakkale Mahşeri
  • Tek Kanatlı Bir Kuş
  • Ağrıdağı Efsanesi
  • Değişen Kafalar
  • Boşluk
  • Eyvallah 1
  • Bir Lahza Aşk

Kütüphanesindekiler 212 kitap

  • Leyla ile Mecnun
  • Hışırtı
  • Uğursuz Miras
  • Çanakkale Mahşeri
  • Tek Kanatlı Bir Kuş
  • Ağrıdağı Efsanesi
  • Değişen Kafalar
  • Boşluk
  • Eyvallah 1
  • Bir Lahza Aşk

Beğendiği kitaplar 36 kitap

  • Leyla ile Mecnun
  • İnsanın Acısını İnsan Alır
  • Boşluk
  • Babaya Mektup
  • Aşk-ı Lal
  • Posta Kutusundaki Mızıka
  • Leylim Leylim
  • Yatılı Düzlükleri
  • Milena'ya Mektuplar
  • Giderken Bana Bir Şeyler Söyle