Gazze şeridi felâketinde Batı zerrece fire vermeden İsrail'in yanında yer alıyor. Türkiye ülke ve millet olarak rüştünü ispat edemedi. Yüz sene boyunca Türklerin başında bir yönetici zümre bulunup bulunmadığını merak ediyoruz. Cevabını aradığımız sual Türk topraklarında karşımıza çıkan bütün sakatlıkların kimin eseri olduğu noktasına sürüklüyor bizi.
Bir bardaklık kabı olana umman sığar mı?
Bir sual ile başlayalım girizgâh olsun mevzuya; "bir bardaklık kabı olana umman sığar mı?" Gönül imbiğinden süzülen bu güzel ve bir o kadar da derin sualin bir zahiri (görünen), bir de mana boyutuna dair cevabı aklımızın yettiği kadarıyla ve ilmin ışığı ile irdeleyelim... Maddesel olarak bir bardağa ummanı (okyanusu) sığdıramazsınız; taşar, dökülür, bardağın sınırları o muazzam kütleyi kaldıramaz. Ancak meseleye mana penceresinden, o kadim hikmet geleneğinden bakarsak, cevap bambaşka bir boyuta evrilir. Bu derinliği birkaç veçheyle inceleyelim... Kap ile sınırlı olan, ummanı eksiltmez; Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, "Mesnevî"de tam da bu hakikate dokunarak der ki: "Denizi bir testiyle ölçecek olsan ne kadarını alır? Ancak bir günlük rızkı (kısmeti) kadar..." Yani umman oradadır, sonsuzdur ve bütündür. Bardak (veya insan aklı) o ummana daldırıldığında, bardağın alacağı şey artık "umman suyu"dur. Bardak ummanı içine sığdıramaz ama ummandan bir cüz (parça) taşır. Dolayısıyla, kabın ölçüsü ummanın azametini bağlamaz; sadece kabın sahibinin o ummandan ne kadar nasiplenebileceğini tayin eder. İnsanın fiziksel varlığı, aklı ve idraki bir "bardak" gibi sınırlıdır. Beş duyuyla, sınırlı bir ömürle sonsuzluğu bütünüyle kavramamız imkânsızdır. Fakat iş "gönle" geldiğinde ölçüler değişir. Hikmet erleri der ki: "İnsanın cismi bardaksa, kalbi bardağın dibindeki gizli bir deryadır." Eğer o kap, benlikten, kibirden ve masivadan (hakiki olmayan bağlardan) temizlenirse; bardağın kendisi aradan çekilir. Kap ummanın içinde kaybolduğunda, artık bardağın içi de dışı da umman olur. Damlada ummanı görmek gerek...Bazen de ummanın bardağa sığması, deryanın bir damlada tecelli etmesi demektir. Mikrokozmos ile makrokozmos arasındaki o muazzam bağ gibi... Evrenin tüm sırrının, atomun
Reklam
Necip Fazıl Kısakürek ölüm yıldönümü
Necip Fazıl Kısakürek Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum? gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum. Diyorlar Bana, kalsın şiirde sözde yerde? Sen araştır, göklere çıkan merdiven nerde. Anladım işi; San'at Allah'ı (celle celaluhu) aramakmış? Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış. Zehirle pişmiş aşı yemeye kimler gelir? Dilsizce, yalnız Allah (celle celaluhu) demeye kimler gelir? Seni aramam için beni uzağa attın? Alemi benim? beni Kendin için yarattın. Tel tel iplik iplikte dikseler ağzımı? Tek ses duysalar;Allah (celle celaluhu) yoklayanlar nabzımı. Tutuşturanlar, lûgat kitabını elime? Bilsin; Allah ‘tan (celle celaluhu) başka bilmiyorum kelime. Ellerime uzanan dudakları tepeyim? Allah (celle celaluhu) diyen gel seni ayağından öpeyim. Ne var ki pazarlığa girişecek ecelle? sermayem tek kelime Allah(celle celaluhu) Azze ve Celle. Güzel Allah'ım (celle celaluhu)? Senden ne gelecekse gelsin? Sen ki Rahmetinle de Kahrınla da güzelsin.
Duygu ve Düşünce
➡️ *Kurbanlık hayvanın vasıfları* *Sual: Kurbanlık hayvanların vasıfları nelerdir? Kesilen hayvandan çıkan yavru yenir mi? Başkasının koyununu gasp eden bunu kurban edebilir mi?* *Cevap:* Bir gözü görmeyen, topal olup yürüyemeyen, dişlerinin yarısı yok olan, gözünün, kulağının veya kuyruğunun çoğu, ön veya arka bir ayağı kesilmiş olan, çok zayıf olan hayvan kurban olmaz. Boynuzu kırık veya boynuzsuz, uyuz, hasi yani burulmuş olan kurban caizdir. Dişi hayvan da, erkek de kurban edilebilir. Koyunun erkeği ve beyazı siyahından çok olanı, keçinin dişisi daha sevabdır. Kıymetleri müsavi ise, koyun kesmek, sığır kesmekten daha sevabdır. Koyunun, keçinin bir yaşını, sığırın iki, devenin beş yaşını geçmiş olması lâzımdır. Altı ayı geçmiş yalnız koyun iri, semiz ise, caiz olur. Kesilen hayvandan çıkan yavru diri ise, yiyebilmek için, ayrıca kesmek lâzımdır. Ölü ise, yemesi caiz olmaz. İki kimsenin kurbanı karışırsa, her birinin kendinin sanarak kestiği, kendi kurbanı olur. Başkasının koyununu gasp eden veya çalan, canlı olan kıymetini sonradan dahi öderse, kurban etmesi veya satması caiz olur. Çünkü, kıymeti ödenince, gasp ettiği zaman mülkü olur. Gasp etmek günahına ayrıca tevbe gerekir. *Tam İlmihal s. 326* hakikatkitabevi.net/bookread.php?bo... 💙 *Osman Ünlü ile Huzura Doğru YouTube Kanalı* youtube.com/@osmanunluhuzur... ❤️ Beğen 👉 Paylaş 📣 Tavsiye Et
Alıntı
*BAYRAMDA SEFERE ÇIKACAK OLAN ZENGİN* *Sual:* Kurban Bayramı'nda sefere çıkacak olan nasıl hareket eder? *CEVAP* Maddeler hâlinde bildirelim: *1-* Bir zengin, bayramın birinci, ikinci veya üçüncü günü kurban kesip sefere çıksa vacibi yerine getirmiş olur. Üçüncü günü seferden dönse de, artık tekrar kurban kesmesi gerekmez. *2-* Zengin, bayramın üçüncü günü imsak vaktinden sonra, kurban kesmeden sefere çıkarsa, üzerine vacib olduktan sonra çıktığı için günaha girer. Birinci veya ikinci günü çıksaydı kendisine vacib olmadan çıktığı için günah olmazdı. *3-* Kurban kesmeden sefere çıkan zengin, seferdeyken kurban kesmiş olsa bile, bu kestiği nâfile olduğundan bayramın üçüncü günü memleketine gelip mukim olursa, tekrar ona kurban kesmek vacib olur. *4-* Bir zengin, kurban kesmek niyetiyle bir koyun satın aldıktan sonra, sefere çıksa ve bayramın üçüncü günü de seferde olsa, vekâlet verip o koyunu kestirmesi gerekmez, yani seferi olduğu için kurban kesmesi vacib olmaz. Ama yine kestirmesi iyi olur, çok sevab olur. *Kurbanda vekil* *Sual:* İbni Âbidin'de, *(Kurban satın almaya vekil olan, başkasını, bu da başkasını vekil edip, sonuncu vekil satın alsa, sahibi izin verirse caiz olur)* deniyor. Buna göre, vakfa vekâlet yoluyla kestirilen kurbanlar sahih olmaz. Bazı dernek ve vakıfların yaptığı yanlış olmuyor mu? *CEVAP* Diğerlerini bilmeyiz ama, İhlâs Vakfı yıllardır bu işi dine uygun olarak yapıyor. Art niyetlilere itibar etmemeli. Vakfın yetkilisine vekâlet veren, sadece satın almaya vekil etmiyor. Kurbanı almaya, aldırmaya, kesmeye, kestirmeye, etini ve derisini dilediği gibi tasarruf etmeye umumi vekil ediyor. Vekil eden zaten sonuncu vekile de izin vermiş oluyor. Ayrıca izin almak gerekmiyor. *Türkiye Gazetesi Bizim
Alıntı
28-II'den ašhába ve `ákife hücûm
🖋️AHMET DOĞAN İLBEY: 28 ŞUBAT GENERALLERİ MEHMED ÂKİF’E NİÇİN SALDIRMIŞLARDI? Ahmet Doğan İlbey: 28 Şubat generalleri Mehmed Âkif’e niçin saldırmışlardı?✒️ 🗒️03 Ocak 2020 Cuma 09:30 """Cumhuriyet döneminde fikirlerinden dolayı en çok hakaret uğrayan, yazdığı İstiklâl Marşı’ndan dolayı Kemalist oligarşinin askerî bürokrasisi ve “elit” lerince her darbe öncesi “mürteciliği” gündeme getirilen, Türkiye’nin, Türk ülkesinin İstiklâl Marşı Şairi Mehmed Âkif’e saldırıların arka plânında Kemalist /Atatürkçü zihniyetin “egemenlik” egosu yatıyor. Millet iradesine vesayet koyan 28 Şubat darbecilerinden koyu Atatürkçü Tabip Tuğgeneral Yalçın Işımer'in sözleri Âkif düşmanlığını açığa vurarak, Âkif’in Atatürkçü devlete karşı potansiyel bir tehdit meselesi olabileceğini aşikâr ediyordu: “Mehmet Âkif denen adam Arap hayranı. İstiklâl Marşı’nın yazarı olması dışında ülkeye ne faydası olduğu gerçekten tartışılır. Cumhuriyet ilân edilip devrimler birbiri ardına yapılmaya başlayınca Mısır'a kaçtı. Tam bir devrim karşıtı... Onun düşünce evreni Bedir Savaşı’nın ötesine gidememiş. Kur’an’ı Türkçe’ye çevirmedi. Atatürk'ün ricasını yerine getirmedi diye onu aziz kılanlar, şimdilerde Mehmet Akif Üniversitesi kurma çabasındalar. O üniversiteden çıkan kafalar, bilinmelidir ki El Ezher kafalı adamlar olacaktır. Arap milliyetçiliğinin adamı olacaklardır. Arap'ın adamı olacaklar. Arap'ın adamı olmak adamlık değildir. Ulusun adamı olmak yakışır adam olacak adama. Bu adamlara 'adam sen de' demeyeceğiz. Son zamanlarda, Atatürk’e… dil uzatanları bir şekilde belleyeceğiz.” (Câmideki Şair Mehmed Âkif, D. Mehmet Doğan, s.164-165) Ayrıca bkz. (28 Eylül 1999 tarihli gazeteler) Darbeci general Işımer Âkif düşmanlığında bununla kalmaz, “Bedir şehitleri ile Çanakkale şehitlerini gayr-ı ilmî bir şekilde
Reklam
Reklam