Çoğu kişi gibi önce sesini bildiğim, sonra kitabını okuduğum bir sanatçı değil Hüsnü Arkan. Ben Hüsnü Arkan'ı bu kitapla tanıdım. Ama daha önce başkalarından da duyduğumuz; "Hüsnü Arkan'ın kadife sesi anlatımına da yansımış" sözü o kadar doğru ki...
Kitabı çok değer verdiğim bi insandan hediye aldım. Ve kitabı daha önce okumadığını, alırken tamamen iç güdüsüyle aldığını ve güzel olduğuna inandığını söylemişti. Öyleydi de zaten...
Mino'nun Siyah Gülü, olayın tek düze ilerlemediği, günlük veya mektup yoluyla sürekli kişiler ve kurgular arasında gidip geldiği fakat buna rağmen tıpkı bir puzzle gibi okudukça daha anlamlı hale gelen ve sizi kitabın kapağını kapatıp gündelik hayatımıza döndüğümüzde bile acaba ilerisinde şöyle mi olacak diye düşündüren bir kitap. Yazarın benimsediği siyasi mesajları okuru sıkmadan ve anlatımı bozmadan verdiği, ve o dönemin olayları içerisinde dönen bir yasak aşkı insanın içinden dersler çıkaracağı güzellikte verebilmiş (belki de yaşatabilmiş) bir eser.
Kitabı iki kere okudum, hemde birinci okuyuşumun hemen ardından. Çünkü bahsettiğim "puzzle" da eksik parçalar olduğunu hissediyordum. Belki siz ilk okuyuşunuzda tamamlarsınız ama ben beceremedim pek. O parçaların her biri bana bir ders kattı.
*İncelemenin devamı spoiler içerir!
Münevver ailesinden baskı görmüş ve uzunca zaman buna göz yummuş, susmak zorunda kalmış; hayatını yengesi hariç ailesinden tamamen gizli (hatta bir kısımda yengesinden bile gizli) yaşamış; sevgi, hayat ve alışkanlık anlayışları başka kimseye benzemeyen bir kadın. Ve aslında baktığınızda, bu haliyle size hayatınızda yeni bir perde açıyor gibi. O perdenin arkasında büyükçe bir cam var. İsterseniz oturun dışarıyı izleyin. İsterseniz dışarının bir parçası olun...
Ayşe, eşinin hayatına uyum sağlamak zorunda kalsa da her